12 Aralık 2010 Pazar

anatomi - yenidoğan(neonatal) genel anatomisi

YENI DOGAN (NEONATAL) ANATOMISI
Normal bir gebelik ve dogum sonrasinda, yaklasik 50 cm boyunda ve 3-4 kg agirliginda bir bebek dünyaya gelir. Yeni dogan bebek minyatür bir eriskin degildir. Çok daha farkli vücut oranlarina sahiptir ve bu durum dogumdan hemen önce bulundugu ortamin (uterus = rahim) çevresel özelliklerini yansitan bir göstergedir. Uterus içerisindeyken fetus’un besin ve oksijen ihtiyacini karsilayan kan plasenta ve göbek kordonu araciligiyla anneden gelir. Oksijen ve besin maddeleri yönünden zengin olan kan, fetal dolasim sisteminin anatomik yapisi nedeniyle öncelikli olarak bas, boyun ve üst ekstremite’ye gider. Gövde ve alt ekstremite’ye giden kan ise yine fetal dolasim sisteminin anatomik yapisi nedeniyle arteryel ve venöz kan karisimi seklindedir. Bu durum yeni dogan bir bebegin bas ve üst ekstremitesinin vücudun diger bölümlerine oranla göreceli olarak daha büyük olmasini açiklayan bir durumdur. Dogumda bas ve boyun bölgeleri toplam vücut hacminin yaklasik olarak %30’unu olustururken, bu oran eriskinde yaklasik olarak %10’dur. Yeni dogan bir bebekte alt ekstremite ise toplam vücut hacminin %15’ini olusturur. Eriskinde bu oran yaklasik %30’dur. Eriskin ve yeni dogan bebek arasinda vücut bölümleri ve organ sistemleri arasinda boyut ve oran farki disinda, fonksiyonel (=islevsel) nitelik açisindan da son derece önemli farkliliklar bulunmaktadir.
Yeni dogan anatomisini anlamak için bundan sonraki bölümlerde doku ve organlar sistemler bazinda incelenecek ve eriskinden farkli yönleri vurgulanmaya çalisilacaktir.
ISKELET SISTEMI
Bu bölümde yapilacak bazi tanimlamalari, daha önce katilmis oldugunuz iskelet sistemine giris dersinde ögrenmis oldugunuz varsayilmaktadir.
Kafa Iskeleti (Skull):
Yeni dogan kafa iskeleti orantisal olarak oldukça büyük bir kafatasi (= neurocranium) ve küçük bir yüz iskeletinden (= visserocranium) olusur.
1) Neurocranium;
Bebeklerde orantisal olarak büyük olmasi, yeni dogan beyninin toplam vücut hacmine oranla büyük olmasina baglidir. Kafatasi kubbesini (= calvaria) olusturan kemikler birbirlerine fibröz baglar araciligiyla baglanmis durumdadirlar. Ikiden fazla kemigin kesisme noktalarinda bu fibröz baglar daha genistir ve membranöz yapidaki fonticulus’lari (= fontanel, = bingildak) olustururlar. Yeni dogan kafatasinda 4 fonticulus bulunur:
· Fonticulus anterior (ön fontanel); baklava seklinde olan bu fontanel iki parietal kemikle yeni doganda henüz kaynasmamis olan iki frontal kemik arasinda yer alir (eriskinde iki parietal ancak tek bir frontal kemik oldugunu hatirlayiniz)
· Fonticulus posterior (arka fontanel); üçgen seklinde olan bu fontanel iki parietal kemik ile oksipital kemik arasinda bulunur.
· Fonticulus anterolateralis (sfenoid fontanel); frontal, parietal ve temporal kemikle, sfenoid kemigin ala major’unun birlesme yerindedir.
· Fonticulus posterolateralis (mastoid fontanel); temporal, parietal ve occipital kemiklerin birlestigi yerde bulunur.
Yeni dogan ve süt çocuklarinda m. temporalis adi verilen kasla örtülü olan fonticulus anterolateralis disindaki üç fontanel elle rahatlikla hissedilebilir ve ilk ikisi rahatlikla görülebilir. Ön fontanel en geç kapanan fontaneldir ve genellikle 12-15. aylarda kapanir (kapanma daha erken olabildigi gibi 18. aya kadar da uzayabilir). Kafatasini olusturan kemiklerin fibröz baglar ve fontanellerle birbiriden ayrilmis olmasi, normal dogum ( vaginal dogum) sirasinda dar dogum kanalindan geçen kafa iskeletinin bu zorlu geçise uyum saglamasina olanak tanir. Bazen zor dogumlarda kafatasi kemikleri komsu kemiklerin üzerine dogru kayarlar ve buna bagli olarak yeni dogan kafatasi asimetrik veya anormal sekilli olabilir. Ancak dogumu takip eden birkaç gün içerisinde bebegin kafatasi normal simetrik yapisina geri dönecektir.
Yeni dogan bebek kafatasi tabani yuvarlak ve çikintisizdir. Temporal kemikte bulunan ve eriskinde kulak arkasinda hissedilebilecek bir çikinti olan processus mastoideus görülmez. Processus mastoideus olusturdugu çikinti ile n. facialis adi verilen yüz sinirini kismen korudugundan yeni doganda bu sinir korumasiz kalir. Bu nedenle dogumda kafasina forceps uygulanan çocuklarda nadiren de olsa bu sinirin hasarlanma riski vardir.
2) Visserocranium;
Yeni dogan yüz iskeleti eriskine göre göreceli olarak daha küçüktür. Orbita adi verilen göz çukurlari büyük, nasal bosluklar (= burun boslugu) ve maxilla (üst çene kemigi) küçüktür. Paranasal sinüsler henüz gelismemistir. Neredeyse horizontal seyirli ve dislerin çikmamis oldugu küçük bir mandibula (= alt çene kemigi) bulunur.
Omurga (columna vertebralis):
Eriskinlerden farkli olarak yeni dogan omurgasinin açikligi öne bakan tek bir egriligi vardir. Omurlar (= vertebrae) ayri ayri incelendiginde, her birinin birbirine kikirdaklarla bagli olan üç ayri kemik bölüm içerdigi görülür.
Gögüs Kafesi (Compages thoracis)
Yeni dogan gögüs kafasinin özellikle alt bölümü çikintili bir görünümdedir. Bu karacigerin toplam vücut hacmine oranla oldukça büyük olmasina baglidir. Kaburgalar (=costae) eriskindekilere oranla daha horizontal (yere paralel) bir seyir gösterirler.
Ekstremite Kemikleri
Yeni doganda alt ekstremitenin üst ekstremiteye orani eriskindekinden çok daha küçüktür.
1) Üst ekstremite kemikleri (ossa membri superioris)
Üst ekstremite’ye ait farkli kemikler yeni dogan bir bebekte farkli kemiklesme basamagindadirlar. Örnegin carpal bölgede (= el bilegi bölgesi) hiç bir kemiklesme odagi görülmez, tüm yapilar kikirdak yapidadir. Radius, ulna, metacarpal kemikler ve phalanx’larin kemik gövdeleri ve kikirdak yapida uçlari vardir, sekonder ossifikasyon merkezleri henüz görülmez. Humerus’un ise kemik yapida bir gövdesi ve üst ucunda yine kemik yapida bir epifizi bulunur.
2) Alt ekstremite kemikleri (ossa membri inferioris)
Yeni doganda küçük ve sig bir pelvis (legen kemigi) bulunur. Pelvis’i olusturan iki kemik olan os coxae (kalça kemigi) eriskinde tek bir kemik yapi seklindedir. Oysa yeni doganda birbirine hyalin kikirdakla baglanmis üç kemikten (os ilium, os ischii ve os pubis) olustugu görülür.
Carpal bölgeden farkli olarak, tarsal bölgede (ayak bilegi bölgesi) talus ve calcaneus’un primer ossifikasyon merkezine sahip oldugu görülür. Diger tarsal bölge kemikleri ve patella’nin ossifikasyon merkezleri henüz görülmemektedir. Yeni doganda fibula, metatarsal kemikler ve phalanx’lar kemik yapida bir gövdesi, kikirdak yapida uçlari olan kemiklerdir. Kemik gövde disinda kemik yapida epifiz yalniz tibia’nin üst ucu ve femur’un alt ucunda görülür.
Yeni doganda alt ekstremite kemikleri belirli bir pozisyonda durmaktadir. Buna göre; kalça eklemi flexion ve abduction, diz eklemi flexion, ayaklar ise hafif dorsiflexion ve belirgin inversion posizyonundadir.
KAS SISTEMI
Emme islevinde kullanilan dil, yanak ve agiz tabani kaslari disinda yeni dogan kaslari iyi gelismemistir. Vücut dis yapisinin sekli (vücut konturu) kas gruplarindan degil, cilt alti yag dokusu tarafindan olusturulur.
SINIR SISTEMI
Beyin dogumda oldukça büyüktür. Toplam vücut agirliginin %10’unu olusturur. Bu oran eriskinde yaklasik olarak %2.5’dur. Yeni dogan beyin ve omuriligindeki nöron sayisi eriskin dönemdeki nöron sayisi ile esit olmasina ragmen, bu nöronlarin aksonlari ve nöronlar arasi baglanti henüz gelisimini tamamlamamistir. Sinir sisteminin temel fonksiyonel hücresi olan nöronlar disindaki hücreler olan glial hücrelerin sayilari ise dogumdan sonra da artmaya devam eder. Yeni dogan sinir sisteminde, aksonlari saran ve sinirlerde uyari hizinin artmasini saglayan myelin kilifi miktari oldukça azdir. Yeni doganda myelin kilifla sarili olan sinirler, nefes alma, emme ve yutma gibi refleks hareketleri kontrol eden sinirlerdir. Bu önemli fonksiyonlar disinda, motor fonksiyonlarin kontrolü yeni doganlarda son derece zayiftir ve ekstremitelerin hareketleri rasgele hareketler seklindedir.
SOLUNUM SISTEMI
Dogumdan önce akcigerler sönmüs durumda bulunur ve solunum yollari sivi ile doludur. Dogum sonrasi alinan ilk nefeslerle birlikte akcigerler genislemeye baslar. Akcigerlerin genislemesi ve gelisimi dogumdan sonra da devam eder. Akcigerlerin gelisimini tam olarak tamamlamasina bagli olarak, solunum (respirasyon) hayatin baslangicinda, hizli ancak sigdir (derin degildir). Yeni doganda larynx eriskine göre çok daha yüksekte yer alir ve bu bebegin emdigi sütün solunum sistemine kaçmasini engelleyen bir durumdur.
KARDIOVASKÜLER SISTEM
Plasenta, fetal hayatta gaz degisimini saglayan organdir. Oysa yeni doganda bu islev kalbin ve akcigerlerin koordineli bir sekilde çalismasi ile mümkün olabilecektir. Bu nedenle dogum sonrasinda yeni dogan dolasim sisteminde bir seri degisiklik olusmaya baslar ve dolasim sisteminin dogum sonrasi dis ortama uyumu tamamlanmasi saatler hatta günler alabilir
.
Dogum öncesinde plasenta’dan v. umbilicalis ile karacigere gelen kan, buradan ductus venosus ve v. cava inferior ile sag atrium’a ulasir. Oksijen ve besin maddelerinden zengin bu kan foramen ovale denen delik araciligiyla sol atriuma, daha sonrada sol ventriküle geçer. Bu kanin önemli bir bölümü aorta araciligiyla bas bölgesi ve üst ekstremiteye gider.Üst ekstremiteden dönen venöz kan v. cava superior araciligiyla sag atriuma döner ve buradan da sag ventriküle geçer. Sag ventrikülden pompalanan kan akcigerler henüz çalismadigindan inen aortaya geçer ve a. umblicalis ile plasentaya döner
Dogumdan sonra akciger solunumunun baslamasi ile pulmoner kan akimi birden artar.
Akcigerden pulmoner venlerle sol atriuma dönen kanin artmasi sol atrium basincini artirir ve bu da foramen ovale’nin kapanmasini saglar. Kanda artan parsiyel oksijen basinci fetal dönemde kanin sagdan sola geçisine neden olan bir diger yapi olan ductus arteriosus’u kapatir ve böylece kanin akcigerlere ugramadan sag kalpten sol kalbe geçisi durur.
SINDIRIM SISTEMI
Yeni doganin temel besin maddesi (tercihen ilk alti aylik hayatindaki tek besin maddesi) emerek aldigi anne sütüdür. Bu amaca hizmet edecek sekilde göreceli olarak daha iyi gelismis olan yanak, dil, agiz kaslari ve bu kaslari kontrol eden sinirler üzerinde daha önce yorum yapilmis ve yeni doganda dislerin henüz çikmamis oldugu belirtilmisti.
Yeni dogan midesi, göreceli olarak küçüktür. Ceacum adi verilen, kalin barsaklarin baslangiç bölümü koni seklindedir ve bu koninin tepesinde appendix adi verilen barsak bölümü yer alir. Anüsten diskilamayi kontrol eden sphincter’ler (büzücü kaslar) yeni doganda da mevcuttur ve islevseldir, ancak bu sphincter’lerde görülen refleks aktivenin beyindeki yüksek merkezlerce kontrolü henüz gelismemistir.
Gastrointestinal kanal fetusda sterildir (mikroorganizma içermez). Yeni doganda agizda ve kalin barsaklarda dengeli bir mikroorganizma populasyonu olusmasi ancak bir müddet sonra gerçeklesebilecektir. Yeni doganda, gastroenteritlere (barsak enfeksiyonlarina) sik rastlanir ve böbreklerin su kaybini kontrolündeki islevi henüz tam gelismediginden ciddi problemlere yol açabilir.
Karaciger boyutu, eriskinle karsilastirildiginda vücudun toplam hacmine orani açisindan iki kat büyüktür. Bu büyük boyut, dogum sonrasi hizli büyüme periyodundaki ve yeni besin maddelerine adaptasyondaki metabolik önemini yansitmaktadir. Karacigerin bu büyük boyutu, yeni doganda görülen çikintili gögüs kafesi ve siskin görünümlü karnin en önemli nedenidir.
ÜRINER SISTEM
Fetusta idrar atilimi büyük oranda plasenta tarafindan gerçeklestirilir. Bu nedenle fetusda böbreklerin her ikisi de hiç gelismemis olsa bile fetus terme (gebeligin son dönemi) ulasabilir ve dogan bebekte hiç bir probleme rastlanmaz. Ancak, dogumdan hemen sonra böbrekler islev göstermelidir.
Dogumda, böbrekler eriskin dönemdeki nefron (böbreklerin fonksiyonel hücreleri) sayisina sahiptir, ancak yeni doganda nefronlarin fonksiyonel kapasiteleri zayiftir. Nefronlarin fonksiyonel kapasiteleri yasamin ilk 6 haftasi boyunca düzenli olarak ve hizla artar. Yasamin bu erken evrelerinde (ilk 6 haftada) kan üre düzeyi siklikla eriskin seviyelerinin üzerine çikabilir (üre, böbreklerin artik maddeleri atmadaki yetersizligini gösteren önemli bir göstergedir). Böbrekler, lobüllü bir görünümdedir, ve göreceli olarak daha ince bir korteks tabakasina sahiptir.
Mesane (vesica urineria) oldukça konik bir sekle sahiptir ve tepe noktasi (apex) göbek deligi (umbilicus) yönüne bakar. Küçük ve sig yapidaki pelvis, mesanenin pelvis boslugundan çok karin boslugunda yer almasina neden olur. Mesanenin refleks olarak bosalmasi dogumdan itibaren görülür, ancak bu aktivitenin beynin yüksek merkezlerince kontrol altinda tutulmasinin ögrenilmesi (özellikle uykuda), bir kaç yili alacaktir.
GENITAL SISTEM
Yeni dogan bir bebeginin cinsiyetinin tayini ancak eksternal genital (dis genital) organlarin incelenmesi ile mümkündür. Erkek ve kadin arasindaki diger dis farkliliklar yasamin daha sonraki dönemlerinde olusacaktir. Bu nedenle yeni dogmus ve giyinik bir bebegin cinsiyetinin aileye sorulmasina sik rastlarsiniz.
Erkek bebekte testisler oldukça küçüktür ve çok erken dönemde karin boslugundan scrotum’a inisini henüz tamamlamamis olmasi da bir süre için normal olarak karsilanabilir.
Kiz bebekte de ovaryumlar (yumurtaliklar) dogumda küçüktürler. Oysa uterus (rahim), tam tersine göreceli olarak büyüktür ve cervix bölümü utreus’un yaklasik yarisini olusturmaktadir (bu oran eriskinde çok daha küçüktür). Uterus’un bu büyüklügünün gebeligin son dönemlerinde anneden plasenta aracigiyla gelen hormonlarin (özellikle östrojen’in) etkisine bagli olarak olustugu düsünülmektedir. Anneden geçen hormonlara bagli olarak her iki cins bebekte rastlanabilecek bir diger durum ise dogum sonrasinda memelerin göreceli olarak büyük olmasi ve hatta bazen bebeklerin memelerinden süt gelmesidir (cadi sütü-witch milk).
LENFATIK SISTEM
Yeni doganda, gögüs boslugunun ön-üst bölümünde sternum’un hemen arkasinda yer alan thymus’un vücut hacmine oranla boyutu yasamin tüm dönemlerinden daha büyüktür. Yeni doganin bagisiklik sisteminde son derece önemli rolü olan bu organ, her tip yeni yabanci antijene karsi cevap olusturur.
Dalak, lenf dügümleri ve intestinal lenf dokusunun tamami yeni dogan da mevcuttur ve eriskine göre göreceli olarak büyüktür. Ancak bu yapilar en büyük boyutlarina erken çocukluk döneminde ulasirlar.
ENDOKRIN SISTEM
Yeni doganda, vücuttaki en önemli endokrin bezlerden olan hipofiz ve tiroid bezleri göreceli olarak büyüktür.
Böbreküstü bezleri (gl. suprarenalis, adrenal bez) de yeni doganda oldukça büyük olan endokrin bezlerdendir. Agirligi yaklasik olarak eriskin bir kisininki kadardir. Böbreküstü bezlerinin bu büyüklügü büyük ölçüde, plasentanin fetal bölümü ile birlikte gebeligin devamini saglayan hormonlari salgilayan dis tabakasi olan adrenal korteks tabakasinin kalinligina baglidir. Bezin iç kismindaki adrenal medulla ise göreceli olarak daha küçüktür ve tam gelismemistir.
Özet olarak; yeni dogan bir bebegin vücut bölümleri ve organlari eriskindekinden önemli farkliliklar gösterir. Bu farkliliklar büyük ölçüde, fetal dönemde uterus’ta korunakli bir sekilde yasayan, ancak dogum sonrasi çok daha bagimsiz bir ortama adaptasyon göstermek durumunda olan bir bebegin ihtiyaçlarini yansitan farkliliklardir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder