12 Aralık 2010 Pazar

anatomi erkek üreme organları(ORGANA GENITALIA MASCULINA)

ERKEK ÜREME ORGANLARI (ORGANA GENITALIA MASCULINA):

            Erkek üreme organları, iç ve dış genital organlar olmak üzere iki grupta incelenir.

Erkek dış genital organları: Scrotum ve penis'ten oluşur.


SCROTUM:

            İki uyluk arasında symphysis pubica’dan aşağıya doğru sarkan içinde testis, epididymis ve funiculus spermaticus'un bir bölümünü içeren bir torbadır. Büyüklüğü ve şekli yaşa göre değişkendir. Yeni doğan döneminde sert ve pubis’e yakın konumda iken erişkinde daha yumuşak ve büyük; yaşlılarda gevşek ve sarkık bir hal alır. Doğumdan önceki dönemde testis’ler kasık kanalı içinde buraya taşındıkları için karın ön duvarını oluşturan tüm tabakalar (kaslar, fasyalar), scrotum'un yapısında çok ince lifler şeklinde yer alırlar. Deriye yapışık durumda bulunan tunica dartos tabakası fascia superficialis’in yüzeysel ve derin yapraklarının kaynaşması ile oluşur ve içinde m. dartos denilen düz kas lifleri bulunur. Bu kas lifleri ısı regülasyonunda en önemli faktördür. Elastik liflerden zengin, yağ dokusundan yoksun olan bir tabakadır. Scrotum’u dış yüz üzerinde ikiye ayıran deri kabartısı raphe scroti adını alır. Sağ ve sol taraf liflerinin orta hatta kaynaşmasıyla oluşur. Bu yapı, scrotum’un iç yüzünde yer alan ve organın iki bölüme ayrılmasını sağlayan septum scroti’nin oluşumuna da katılır.
            Scrotum derisi çok incedir ve melanin pigmenti fazlalığı nedeniyle kahverengidir. Üzerinde az sayıda kıl folikülü ile ter bezleri bulunur. Yağ dokusu içeriği düşüktür. Bu özelliği ısı regülasyonunda önemli bir rol oynar. Yağ bezlerinin salgısı özel bir kokuya sahiptir.
            Scrotum ısısı normal vücut iç ısısından 3-4o düşüktür (33,9o). Bu farklılığın nedeni eşey hücrelerinin gelişmesi için uygun ortamın yaratılmasıdır. Dış ortam sıcak ise m. dartos'un etkisiyle deri gevşer ve alanı genişletmek amacıyla düzleşir. Tersine dış ortam soğuk ise m. dartos kasılarak deriyi büzer.

Scrotum’un tabakaları:
En dışta yer alan ve organı saran deri (cutis scroti) ile ona yapışık konumdaki tunica dartos’un derininde yer alan örtülerdir.
1. Fascia spermatica externa, m. obliquus externus abdominis’i saran fascia’nın devamıdır.
2. Fascia cremasterica ve m. cremaster, m. obliquus internus abdominis ve kısmen m. transversus abdominis’den gelen liflerce oluşturulur. Bu tabakanın innervasyonunu n. genitofemoralis’in r. femoralis’i sağlar. Bu nedenle klinik açıdan önemli bir refleks yol oluşturur. Uyluk iç bölümün uyarılması sonucunda m. cremaster’in kasılmasına bağlı olarak testis’ler yukarıya, karın alt tarafına doğru çekilir (cremaster refleksi). Bu refleksin afferent yolunu n. genitofemoralis’in r. femoralis’i; efferent yolunu ise aynı sinirin r. genitalis’i sağlar.
3. Fascia spermatica interna, fascia transversalis’in devamı tarafından oluşturulur. Fascia spermatica interna, içte testis’leri kuşatan periton kökenli tabakalardan tunica vaginalis testis’in parietal yaprağına gevşek olarak tutunur. Fascia spermatica interna tabakası ayrıca funiculus spermaticus, testis ve epididymis’i de sarar.

Damar ve sinirleri: Scrotum’u besleyen damarlar a. pudenda interna’dan (rr. scrotales posteriores), a. pudenda externa’dan (rr. scrotales anteriores) ve a. epigastrica inferior’dan (r. cremasterica) gelirler. Arterler ile aynı isimli venler tarafından drene edilirler. Lenf akımı yüzeysel kasık lenf düğümlerine doğrudur. İnnervasyonu sağlayan sinir lifleri n. ilioinguinalis’den (nn. scrotales anteriores), nn. perineales’den (nn. scrotales posteriores) ve n. cutaneus femoris posterior’dan (rr. perineales) gelirler.

Klinik bilgi:

Hydrocele (Hidrosel): Doğumdan sonra proc. vaginalis’in kapanamamasına bağlı olarak cavitas scroti içinde sıvı birikmesi halidir. Boşlukta periton sıvısı birikir. Genellikle bu sıvı ile birlikte bağırsak bölümleri de torba içine dağru yer değiştirir. Bu yolla indirekt kasık fıtıkları ortaya çıkar.
Hematosel: Cavitas scroti içinde kan birikmesi halidir.
PENİS (KAMIŞ):

            Sabit bölümü perineum'da; serbest bölümü ise iki uyluk arasında, scrotum’un önünde sarkık olarak bulunan silindirik yapılı bir organdır. Hem çiftleşmeyi, hem de idrar iletimini sağlayacak şekilde çift fonksiyonlu bir oluşumdur. Genital organ olma özelliği ancak ergenlikten sonra kazanılır. Erişkinde uzunluğu olağan duruşu ile (yumuşak hali) ereksiyondaki duruşu (katı hali) arasında farklılık gösterir. Normal konumda serbest bölümü 6-8 cm iken ereksiyonda 12-14 cm'e çıkar. Üzerini kaplayan deri ince ve nispeten kılsızdır. Derin fasya tabakasına gevşek olarak tutunması nedeniyle hareketlidir. Deri altı yağ dokusu yoktur. Bu durum, kişinin ağırlığında oluşan değişikliklerin penis kalınlığına yansımamasını açıklar.
            Penis iki bölümden oluşur. Perineum da yer alan ve dıştan görülmeyen bölümü radix penis (penis kökü) adını alır. Serbest olarak scrotum üzerinde sarkık bulunan bölümü ise corpus penis'tir (penis gövdesi).
            Perineum’da spatium perinei superficiale içinde yer alan radix penis’in bölümleri sağ ve sol crus penis’ler ile ortadaki bulbus penis’dir. Konumu itibarı ile radix penis’e pars fixa ya da pars perinealis adları da verilir.
Crus penis’ler, penis kökünün tuber ischiadicum’un ön tarafından başlayarak symphysis pubica’ya doğru uzanan kavernöz yapıdaki ayak bölümlerini oluştururlar. Başlangıç kısımlarının yapışma yeri crista phallica ismini alır. Uç kısımları giderek birbirine yaklaşır. Bu uçlar aşağıya ve öne doğru kıvrılarak corpus cavernosum penis olarak devam ederler. Kavernöz yapının ¼ kadarı radix penis’de ayrı ayrı; ¾ kadarı ise corpus penis’de ve bir arada bulunur. Her iki crus’un üzeri m. ischiocavernosus’lar tarafından örtülmüştür.
Bulbus penis, sağ ve sol crus penis’ler arasında aşağıya ve öne doğru uzanarak corpus spongiosum penis ile devam eder. M. bulbospongiosus bulbus penis’in üzerini örter.
Corpus penis'in sarkık iken öne, ereksiyonda iken karın ön duvarına bakan yüzüne dorsum penis, scrotum ile komşuluk gösteren yüzüne facies urethralis denir. Corpus penis, ereksiyonda kanla dolarak genişleme özelliğine sahip üç erektil oluşumun bir araya gelmesiyle şekillenir. Bunlar sağ ve sol corpus cavernosum penis'ler ile bunlar arasındaki olukta yer alan corpus spongiosum penis'dir. Penis cismine pars libera ya da copulatrix adları da verilir.
            İki corpus cavernosum penis, cisim boyunca yan yana uzanır. Kavernöz cisim penis’in ereksiyonunu sağlayan yapıdır. Çok sayıda küçük boşluktan (caverna) oluşur. Penis’in ereksiyonunda kan boşluklara dolar. Penisin katılaşması dokunma veya psikolojik yolla (emosyonel) istem dışı gerçekleşir. Normal haline dönüşü de istem dışıdır. İdrarın dışarıya atılması (miksiyon) penisin yumuşak halinde iken; cinsel birleşme (coitus-copulasyon) ise penisin katı halinde iken mümkün olur. Corpus cavernosum penis’ler, tunica albuginea corporum cavernosorum isimli fibröz bir kılıfla kuşatılmıştır. Bu kılıftan iç kısımlara doğru uzanan trabecula corporum cavernosorum’lar yapının esas görünümü olan kavernöz boşlukları şekillendirir. Trabeküller fibröz doku, az sayıda elastik lifler ve düz kas liflerini içerirler. Kavernöz boşluklar içinde ise çok sayıda kan damarı bulunur. Kavernöz cismi kuşatan tunica albuginea yüzeysel ve derin olmak üzere iki tabakalıdır. Yüzeysel tabakayı oluşturan lifler longitudinal bir seyirle her iki corpus cavernosum’u birlikte sararlar. Derin tabakanın lifleri ise sirküler bir seyirle corpus cavernosum’ları ayrı ayrı sarar ve ortada birleşerek septum penis’i oluştururlar. Septum penis distale doğru tam olmayan, tarak dişi gibi aralıklı bir görünüme sahiptir (septum pectiniforme penis). Kavernöz cismi kuşatan tunica albuginea oldukça sağlam yapılıdır ve elastik değildir.
            Corpus spongiosum penis, iki kavernöz cisim arasında oluşan sulcus medianus (sulcus urethralis) denilen oluk içinde yer alır. Süngersi bir yapısı olmasına karşın ereksiyonda fazla rol oynamaz. Pars spongiosa urethra denilen idrar yolunun son kısmını içerir. Üretra, penisin katılaşmasından etkilenmediği için içinden meninin (semen) geçmesini olanaklı kılar. Corpus spongiosum penis'in uç bölümü konik şekilli bir genişleme gösterir. Genişleyen bu bölüm glans penis adını alır. Glans penis’in tabanındaki kabartılı bölge corona glandis; burayı glansa bağlayan arkadaki darlık ise collum glandis adını alır. Corpus spongiosum penis de dıştan tunica albuginea corporis spongiosi isimli fibröz bir kılıfla kuşatılmıştır. Bu kılıf elastik liflerden zengindir. Bu yapısı nedeniyle ereksiyondaki önemi düşüktür.
            Glans penis'in en uç noktasında yer alan delik ürethra’nın dışa açıldığı ostium urethra externum'dur. Penisi saran deri, glans çevresinde kıvrım yapar ve iki katlı, ucu serbest bir hal alır. Bu kıvrımlı deriye preputium (sünnet derisi) adı verilir. Sünnet işleminde (circumcision) bu deri glans-corpus sınırından kesilir. Frenulum preputii arkada preputium’dan collum glandis’e uzanan deri kıvrımıdır. Prepusium’un iç yüzünde bulunan gll. preputiales (Tyson bezleri) isimli bezlerin özel kokulu bir salgısı vardır. Bu salgının deri döküntüleri ile birleşmeleri sonucunda smegma denilen koyu mukoid bir salgı ortaya çıkar. Prepusium glans penis’e gevşek olarak bağlıdır. Prepusium, penis’in normal konumunda iken glans penis’i örter. Ereksiyon konumunda ise penis’in boyunun uzaması ve kalınlaşması sonucunda glans penis’in üzeri açıkta kalır. Prepusium’un glans penis’e sıkıca yapışmasına phimosis denilir. Phimosis ve ek olarak hijyen koşullarına uyulmaması sonucunda glans penis iltihabı (balanitis) ortaya çıkar. Sünnet işlemi balanitis insidansını büyük ölçüde düşürmektedir. Sünnet İslamiyette ve Musevilikte mutlaka, diğer dinlerde ise tercihe bağlı olarak uygulanmaktadır. Dinsel amaçlar dışında hijyenik olması, özellikle preputium altında biriken smegmanın yol açtığı iltihapları önlemesi gibi nedenlerle de uygulanır. Glans penis çabuk uyarılabilir sinir uçlarından zengindir. Bu nedenle dokunmaya duyarlıdır.

Penis’in asıcı bağları:
Lig. fundiforme penis: Karın ön duvarında yer alan Scarpa fascia’sının (fascia superficialis’in lamina profundus’u) orta hatta aşağıya doğru devam etmesi ile oluşur. Sağ ve sola doğru ayrılan lifleri penis’in yan kısımlarını kuşatarak aşağıda scrotum’un alt tarafında birleşir.
Lig. suspensorium penis: Lig. fundiforme penis’in derininde yer alır. Symphysis pubica’dan aşağıya doğru uzanan üçgen şekilli bir bağdır. Aşağıda penis’in derin fasyası ile devam eder.

Penis derisinin tabakaları: Penis derisinin altındaki tabakalar dıştan içe doğru fascia penis superficialis, fascia penis profunda ve tunica albuginea’dır. Yüzeysel fasya Colles fasyası adını alır ve yağ dokusu içermez. Scrotum’dan gelen tunica dartos’a ait kas liflerini içerir. Derin fasya tabakası Buck Fasyası adını alır ve corpus spongiosum penis ile her iki corpus cavernosum penis’leri birlikte sarar.

Penis’in damarları ve sinirleri:
Penis’i besleyen damarlar a. pudenda interna’dan gelen a. dorsalis penis (glans penis’e), a. bulbi penis (bulbus penis’e), a. urethralis (pars spongiosa urethra’ya) ve a. profunda penis’dir. A. profunda penis kavernöz cisimlerin beslenmesinin yanı sıra a. helicina isimli dalları vererek ereksiyonda rol oynar. Kavernaların dolmasını sağlayanlar bu kıvrımlı damarlardır. Penis derisini besleyen dallar ise a. pudenda externa’dan gelirler.
Gelen kanı drene eden damarlar vv. profundae penis, vv. dorsales superficiales penis ve v. dorsalis penis’tir. A., v. ve n. dorsalis penis, tunica albuginea ile fascia penis profunda arasında birlikte seyrederler. Venleri plexus venosus prostaticus’a, buradan da v. iliaca interna’ya ve plexus venosus vertebralis’e açılırlar. Bu bağlantı nedeniyle bu organ kaynaklı kanser olgularında beyne kadar metastaz olması şansı yüksektir. Vv. dorsales superficiales penis, yüzeysel ve derin penis fayaları arasında yer alan ve v. pudenda externa yolu ile v. saphena magna’ya açılan yüzeysel damarlardır.
Glans dışında kalan penis bölümlerinin lenfatik akımı kasık yüzeysel lenf düğümlerine; glans penis’in lenfatik akımı ise kasık derin lenf düğümlerine açılır.
            Penis derisi ve glans penis’den gelen duyuyu ileten sinir lifleri n. dorsalis penis yolu ile n. pudendus’a katılırlar. Glans penis’in parasempatik innervasyonunu sağlayan liflerin kökeni S2-4’dür ve nn. erigentes (nn. splanchnici pelvici) aracılığı ile plexus pelvicus’a ulaşırlar. Ejaculasyonu sağlayan sempatik liflerin çıkış merkezi ise L1-2 spinal segmentleridir, bu lifler plexus hypogastricus inferior’a katılarak gelirler. Sempatik lifler ereksiyonu ortadan kaldırırken ejaculation’un gerçekleşmesini sağlarlar.

URETHRA MASCULINA: (Üriner sistem içinde anlatıldı).

Erkek iç genital organları: Testis, epididymis, ductus deferens, vesicula seminalis ve ductus ejaculatorius'u içerir.

TESTIS (ORCHIS-ERKEK ÜREME BEZİ-ERBEZİ):

            Funiculus spermaticus'u oluşturan yapılarla birlikte scrotum içinde asılı duran, oval şekilli, eşey hücresi (spermium) ve erkeklik hormonu (testesteron)üreten bir çift bezdir. 4-5 cm yüksekliğinde, 2,5-3 cm eninde ve 2-3 cm kalınlığındadır. Ağırlığı yalnızca 10-14 gr'dır. İç ve dış yüzleri (facies medialis, facies lateralis); ön ve arka kenarları (margo anterior, margo posterior); üst ve alt uçları vardır (extremitas superior, extremitas inferior). Scrotum içinde hareketli ve sarkık olarak dururlar. Tunica vaginalis testis’i oluşturan tabakalar arasındaki boşlukta mesorchium (testisin mesenterium’u) aracılığı ile asılı haldedirler. Tunica vaginalis testis, testislerin inmesi sırasında karın içinden skrotuma taşınan periton yapraklarını içerir. Dış tabakası (periorchium-lamina parietalis) paryetal; iç tabakası (epiorchium-lamina visceralis) visseral peritonu temsil eder. Sol testis genellikle daha aşağıda (1 cm kadar) bulunur. Testisler basınca karşı çok duyarlıdırlar ve bası ile fonksiyonlarını yitirirler. Aşırı düzeydeki ısı farklılıklarından da etkilenirler. Normal karın içi sıcaklıkta fonksiyon göstermezler. 2-3o kadar daha düşük ısıda spermium üretirler.
            Testisler, doğumdan önce yaşamın ilk iki ayında (embriyonal dönemde) karın içinde 3-5. bel omurlarının iki yanında, böbreklerin altında ve karın arka duvarına asılı durumdadırlar. Gelişme evrelerinde (dördüncü aydan itibaren) aşağıya doğru inerler. Yedinci ayda kasık kanalı hizasında bulunurlar. Doğum döneminde (son iki ay içinde) yer değiştirmeleri hızlanır, kanaldan geçerler ve skrotuma inerler (descensus testis). Karın boşluğundan skrotuma geçme işlemi gubernaculum testis adı verilen fötal döneme ait fibröz bir yapının öncülüğünde başlatılır. Peritonun parmak şeklindeki küçük bir çıkıntısını oluşturan processus vaginalis, gubernaculum testis’i izleyerek karın ön duvarından kese içine kadar ulaşır. Tunica vaginalis testis, processus vaginalis’in kalıntısıdır. İnme işleminin gecikmesi sonucunda kanalın dış açıklığı yeterince kapanmazsa doğumsal kasık fıtığı (congenital inguinal hernie) oluşma riski artar. Bazen inme işlemi tek ya da çift taraflı olarak tamamlanmayabilir. Testisler karın içinde veya kasık kanalında kalabilir. Bunun tespiti için erkek çocukların doğum anından itibaren muayene edilmeleri ve böyle bir durum varsa ergenlik dönemine kadar cerrahi yöntemlerle testislerin indirilmeleri gerekir. Aksi taktirde testis dokusu ortamın sıcak olması nedeniyle normal fonksiyon gösteremez ve spermiumları üretemez. Testisler normal yerlerine indikleri halde kasık kanalı yolu ile buraya kadar ilerleyen iç organ fıtıklarında da baskı nedeniyle fonksiyon görmeyebilirler. Doğum döneminde testislerin skrotum içindeki yerlerine inmemesi haline kriptorşizm adı verilir. Her iki testisin karın boşluğunda kalmasına anorşism, yalnız bir testisin skrotum içine inmesine monorşism, bir testisin skrotumda diğerinin canalis inguinalis içinde kalmasına da ektopik testis adı verilir. Erken dönemde cerrahi girişim yapılarak kriptorşizm tedavisi yapılabilir.
            Tunica vaginalis’in visseral yaprağının iç tarafında tunica albuginea denilen sağlam bir zar testisleri kuşatır. Elastikiyeti ve genişleme özelliği yoktur. Testis’in arka yüzünden girerek önce vertikal bir bölme oluşturur (mediastinum testis). Mediastinum testis’den başlayan septula testis isimli uzantılar dış kenarlara doğru uzanarak her bir testisi yaklaşık 250-300 kadar lobüle (lobulus testis) ayırır. Her bir lobülde testisin parankim dokusunu oluşturan 1-4 adet kanalcık (tubuli seminiferi contorti) bulunur. Bir kanalcığın uzunluğu ortalama 75 cm’dir. Buna göre bir testisteki tubuli seminiferi contorti uzunluğu 750 m; erkekteki toplam uzunluk 1,5 km kadardır. Testisin yapısı içinde yer alan Sertoli hücreleri (sustentacular hücre) spermiumların beslenmelerini sağlayan, fagositoz yapan ve inhibin denilen hormonu salgılayan hücrelerdir. Ayrıca Leydig hücreleri adını alan ara hücreler, erkeklik hormonu olan testosteron ile birlikte östrojen gibi etki gösteren östradiol hormonunu da sentezlerler. Bu hücrelerin çalışması beyin (hipofiz) tarafından denetlenir. Bu hücrelerin çalışması ile pubertal dönemdeki cinsiyet belirtileri ortaya çıkar. Bunlar; yüz, koltuk altı ve pubis kıllarının gelişmesi, gırtlak ve paranasal sinusların genişlemesi, kasların ve kemiklerin irileşmesidir.
Kriptorşism durumunda üreme hücrelerinin fonksiyonel olmamasına rağmen Leydig hücreleri çalışarak hormon sentezini sürdürürler, androjenik hormonların devamlı salınımı nedeniyle de erkek eklenti bezleri büyür ve normal çalışır. Spermatidlerin gelişmesi (spermatogenesis) ve spermatidlerin spermatozoa’ya olgunlaşması (spermiogenesis) işlemleri iki aylık bir süreçte ve tubuli seminiferi contorti’ler içinde gerçekleşir. Tubuli seminiferi contorti’lerin birleşmesi ile sayısı 25 kadar olan tubuli seminiferi recti’ler başlar. Bunlar mediastinum testis’de bir araya gelerek rete testis’i oluştururlar. Rete testis’den başlayarak tunica albuginea’yı delen ve caput epididymidis’e ulaşan 15-18 kadar kanala da ductuli efferentes testis adı verilir.
            Tunica albuginea’nın iç yüzünde bulunan tabaka tunica vasculosa adını alır
Testis’lerin üst ucunda görülen küçük ve yassı oluşum appendix testis adını alır. Embriyonik dönemdeki paramesonefrik kanalın bir kalıntısıdır ve kadınlardaki tuba uterina’nın abdominal ucunun eş değeridir.
            Testis’lerin funiculus spermaticus etrafında 90-360 derece dönmeleri testiküler torsiyon adını alır ve genellikle adolesan dönemde ortaya çıkan patolojik bir klinik tablodur. Rotasyonun nedeni olarak m. cremaster’in kuvvetli kontraksiyonlar yapması ve normalden daha uzun mesorchium’un varlığı sayılabilir. Testiküler torsiyon acil cerrahi girişim yapılmasını gerektirecek kadar önemli bir olaydır. Çünkü a. testicularis’in baskı altında kalması nedeniyle altı saat içinde testis nekrozu gelişebilir. Acil girişim yapılmayan olgularda % 90 oranında fonksiyon kaybı ve kısmen testis atrofisi ortaya çıkar.
            Tunica vaginalis testis’in yaprakları arasındaki boşlukta normalde eser miktarda sıvı bulunur. Bu sıvının aşırı miktarlara ulaşarak birikmesine hidrosel adı verilir. Sıvının aşırı üretimine ya da emiliminde azalmaya yol açan olgularda ortaya çıkabilir (tümör, travma, enfeksiyon gibi).

Testis’in damarları ve venöz dönüşle ilgili klinik özellikler:
            Testisleri besleyen damar, karın içinde aorta abdominalis'ten ayrılan a. testicularis'tir. Böbreklerin alt tarafından başlayarak m. psoas major’un ön yüzünde seyrederek aşağıya doğru iner, anulus inguinalis profundus’dan geçerek funiculus spermaticus içindeki yerini alır ve torba içine kadar uzanır. Mesorchium’dan testis’e girer.
            A. testicularis dışında kollateral kanlanmayı sağlayan damarlar da vardır.
1. A. ductus deferentis, a. iliaca interna’nın a. uterina’nın özdeşi olan dalıdır.
2. A. cremasterica, a. epigastrica inferior’dan gelir.
3. Aa. pudendae externae, a. femoralis’den gelen küçük dallardır.
            Venöz dönüşü sağlayan damarlar v. testicularis’lerdir (= v. spermatica interna). Sağda v. cava inferior’a; solda (dik açı ile) v. renalis’e dökülürler. Damarın başlangıcı funiculus spermaticus içindeki venöz ağdır (plexus pampiniformis). Bu venöz ağ ters yönde çalışan ısı düzenleyici bir sistemdir. Testis ısısının vücut ısısından daha düşük olmasını ayarlar. Erkeklerde sterilitenin (kısırlık) önemli nedenlerinden biri olarak kabul edilen varikosel plexus pampiniformis’in variköz genişlemesidir ve sol tarafta daha fazla (% 90 oranında) görülür. Varikoselin oluşma nedeni genellikle kabul edildiği gibi v. testicularis dexter’in v. renalis’e açılma açısı değildir. Colon sigmoideum’un feces ile dolu olması ve damara bası yapması sonucu oluşan bölgesel venöz hipertansiyondur. Varikosel trombozu (tromboze varikosel), ağrılı bir klinik durumdur. Isı regülasyonunda bozulmaya dolayısı ile sperm sayısında azalmaya yol açar.
            Testis’in lenfatik akımı v. testicularis’i izleyerek doğrudan doğruya para-aortik lenf damarlarına ulaşır. Bu nedenle testis kökenli kanser olgularının (seminoma’lar) karın içindeki retroperitoneal metastazları hızlı gelişir.

Testislerin innervasyonu:
Testisin sinirleri köken olarak 10.-11.(12.) medulla spinalis segmentlerinden gelirler. Motor otonom liflerin testis’teki etkileri tam olarak bilinmemektedir. Afferent lifler testis’in damarlarına paralel olarak seyreden sempatik sinir liflerini izlerler, önce plexus aorticorenalis; sonra n. splanchnicus minor ve n. splanchnicus imus yolu ile omuriliğe ulaşırlar. Testis kökenli ağrı duyusu, aynı segmentlerden gelen sinirlerin dermatom alanlarına uygun olarak karın ön duvarının orta ve alt kısımlarında hissedilir.


EPIDIDYMIS (ERBEZİ ÜSTÜ):

            Uzatıldığında yaklaşık altı metre uzunlukta olan kıvrımlı tek bir kanaldır. Testis’in üst-arka kenarına yaslanmış yarımay şeklindeki küçük organdır. Anatomik olarak üç bölüme ayrılır: caput, corpus ve cauda epididymis (baş, gövde ve kuyruk bölümleri). Testis’ten gelen ductuli efferentes testis’ler mesonefrik kanalın bir bölümünü oluşturan caput epididymidis’e açılırlar. Kuyruk bölümüne doğru kıvrımlar azalır ve kanal giderek kalınlaşır. Caput epididymidis’in ön ucundan aşağıya doğru sarkan küçük oluşum Wolf kanalının bir artığı olan appendix epididymidis’dir. Testis’te üretilen spermiumlar için bir depo yeri görevindedir. Spermiumlar testiste üretildikleri zaman hareket yetenekleri yoktur, yani ovumu dölleyemezler. Hareket etme yeteneğini epididymis'te kazanırlar. Prostat salgısının eklenmesiyle hareketlilik son şeklini alır. Spermiumların ovumu dölleyebilecek şekilde hareket yeteneği kazanmalarına kapasitasyon adı verilir.
            Bazı kaynaklar epididymis’in kan damarları ve sinirlerce beslenmesini testis ile aynı özellikte kabul ederken diğer kaynaklar farklılık olduğunu belirtmektedirler. Örneğin esas besleyici damarı a. ductus deferentis’tir.
Organın parasempatik ve visseral innervasyonunu nn. erigentes sağlar. Buna göre buraya gelen sinirlerin kökeni S2-4 medulla spinalis segmentleridir (Sacral parasempaticus). Parasempatik uyarılar, semen’in ductus deferens içine doğru hareketini sağlayan peristaltik dalgalanmaları başlatır. Organdan gelen afferent lifler de aynı yolu izleyerek plexus prostaticus’a buradan nn. erigentes yolu ile S2-4. medulla spinalis segmentlerine ulaşırlar. Organdan kaynaklanan, (örn. epididimitis gibi bir hastalık nedeniyle oluşan) ağrı duyusu perineum’da ve uyluğun arka bölgelerinde hissedilir.

DUCTUS DEFERENS (SPERMİUM KANALI):

            Ductus epididymis'ten sonra gelen ve yalnızca iletim işlevi olan bölümdür. 40-50 cm uzunluktadır. Musküler duvar yapısı nedeniyle kordon benzeri bir yapısı vardır. Geçiş yaptığı bölüme göre dört parçaya ayrılır. Birinci parçası, epididimis’in arkasında kalır. İkinci parçası, funiculus spermaticus denilen kordon içinde yer alır. Üçüncü parça, kasık kanalı içinden geçen bölümüdür. Dördüncü parçası ise kasık kanalının iç tarafında kalan ve vesicula seminalis'e kadar süren son bölümüdür. Pelvis major’da fascia transversalis içinde; pelvis minor’da ise fascia endopelvica içinde yer alır. Ductus deferens’in genişlemiş olan son bölümü ampulla ductus deferentis adını alır. Burası prostat bezinin taban kısmı yakınında bulunur ve ejaculasyon öncesinde spermin depolandığı bir bölgedir. Ampulla ductus deferentis’in daralan ucu vesicula seminalisin iç tarafında onun boşaltıcı kanalı ile (ductus excretorius) birleşerek ductus ejaculatorius'u oluşturur.
Yapısı, üç tabakalı kas dokusu içerir. Kanalın lümeni oldukça dardır. Eski ve yanlış bir isimlendirme ile damara benzetilerek vasa deferens adı da verilmiştir. Penis kökünün iki tarafında yüzeyseldir ve deri altındadır. Elle muayene edilebilir. Ductus deferens'lerin scrotum’un üst-dış bölümünde tespit edilmesinden sonra iki taraflı olarak kesilmesi ya da bağlanması ile en etkili doğum kontrolü gerçekleştirilmiş olur. Bu işleme vasektomi denilir.

DUCTUS EJACULATORIUS:

            Ductus deferens ile ductus excretorius'un birleşmesi sonucu oluşan iki cm uzunluğunda dar (0,5 mm) ve ince duvarlı bir kanaldır. Prostat bezinin parenkim dokusu içinden geçerek colliculus seminalis’lerde pars prostatica urethra’ya açılır. Urethra’nın bundan sonraki bölümü idrar ve meni nakli için kullanılacak şekilde çift fonksiyonludur.
            Parasempatik etki sekresyona neden olur. Ductus deferens boyunca yavaş peristaltik dalgalar oluşur. Spermatozoa’lar epididymis’den depolanmak üzere ampulla’ya ulaştırılır. Sempatik etki ise kanalın düz kaslarında kuvvetli kasılmalara böylece ejaculasyona yol açar.

FUNICULUS SPERMATICUS:

            Testisin damarlarını, sinirlerini ve ductus deferens’i içeren, canalis inguinalis ile testis arasında uzanan kordondur. Sağ ve solda birer tanedir. Testisleri skrotum içinde asılı tutar.

ERKEK EKLENTİ BEZLERİ: (Aynı zamanda iç genital organı olarak kabul edilirler).

GLANDULA SEMINALIS (VESICULA SEMINALIS-MENİ KESECİĞİ):

            Kıvrımlı, tek bir kanaldır. İdrar kesesinin arka yüzü ile rektumun ön yüzü arasında, sağ ve solda birer tane olan ve 4-5 cm uzunluğundaki küçük bir bezdir. Kıvrımları açılırsa 10-15 cm uzunluğa ulaşır. Alt ucu, salgısını akıttığı düz ve dar bir kanal şeklindedir ve ductus excretorius adını alır. Bir depo yeri değildir. Meninin dışarı atılması sırasında kasılmalar yapar. Salgısı, früktoz ve kolin içermesi nedeniyle sperm hücrelerinin hareketliliğini artırır, yaşamsal enerjilerini sağlar. Meninin yarıdan fazlasını bu bezin salgısı oluşturur. Spermatozoa’ların hareketli olmaları için gerekli enerjiyi üretmek için karbonhidrata ihtiyaçları vardır. Vücutta früktoz üreten tek yer seminal bezlerdir. Früktoz yokluğunda spermler ovuma ulaşarak onu dölleyemezler ve fertilizasyon gerçekleşemez.

GLANDULA PROSTATA (PROSTAT):

            Küçük pelvis içinde, symphysis pubica ve arcus pubis’in arkasında, diaphragma urogenitale’nin üzerinde, mesanenin altında ve rektumun önünde yer alan eklenti bezidir. Üretranın başlangıç bölümünü çevreler. Rektumdan yapılacak manuel muayene ile ele gelebilir. 3X4 cm boyutlarında, kabaca kestane şeklinde mor renkli bir organdır. Sağlam bağ dokusu gerçek bir kapsül (capsula prostatica) ve fascia endopelvica’nın uzantısı olan yalancı bir kapsül (fascia prostatica) ile çevrilidir. Bu kapsüler yapı özelliği nedeniyle cerrahi olarak kolayca çıkarılabilir.
Gl. prostatica, urethra’nın pars prostatica bölümünün divertikülleri olarak gelişir ve parankimal yapısı beş loba ayrılır. Yapısı temel olarak tubulo-alveoler bezler ve bunlar arasındaki düz kas liflerinden ibarettir. Sağ ve sol yan loblar (eski tanımlamada: ön lob), sağ ve sol arka loblar (apex prostata bölümleri) ve medial lob bezin bölümlerini oluşturur. Bezin bölümlenmesi bazı kaynaklarda sağ ve sol yan loblar ve orta lob olmak üzere üç loba ayrılması ile yapılır. Tepe kısmı (apex prostata) aşağıda; tabanı (basis prostate) yukarıda yerleşmiştir. Bezin boşaltıcı kanalları (ductuli prostatici) pars prostatica urethra'ya açılırlar. Salgısı günlük 0,50 ml kadardır ve ejakulatın (meni) % 15-25 kadarını oluşturur. Ovumun döllenmesini sağlamak üzere alkalen (bazik) yapıdadır.
            Organın beslenmesini sağlayan damarlar a. vesicalis inferior’dan (rr. prostatici) ya da a. rectalis inferior’dan çok sayıda dal ile gelirler. Bu nedenle organa yapılan girişimlerde kanama sık görülür. Gelen kanın drenajı önce iki kapsül (capsula prostatica ve fascia prostatica) arasındaki plexus venosus prostaticus tarafından sağlanır. Buradan başlayan damarlar v. iliaca interna’ya ya da plexus venosus vertebralis’e açılırlar. Bu son bağlantı prostat kanserlerinin omurga kanalına ve hatta beyine olan metastazlarını açıklamaktadır. Organın sempatik lifleri plexus hypogastricus’dan; parasempatik lifleri plexus pelvicus lateralis’den gelirler. Sempatik etki, salgının boşalmasına yol açar. Afferent ağrı lifleri plexus pelvicus, nn. erigentes (nn. pelvici splanchnici) yolu ile S2-4 segmentlerine ulaşır.
Doğumdan puberteye kadar olan dönemde prostatın büyümesi çok yavaştır. Pubertede 6-12 ay içinde testosteron etkisi ile çok hızlı gelişir. 40 yaşından sonra prostat bezinin genellikle hipertrofik olduğu bazı bireylerde de atrofiye uğradığı görülür. Bunun nedeni bilinmemektedir. Prostat bezinin karsinoması (kanser olguları) genellikle sağ ve sol arka loblardan köken alır. Lobus medius’u ise pars prostatica urethra’yı saran kısımdır ve benign hipertrofinin en sık görüldüğü yerdir. Hipertrofi nedeniyle urethra’da ve mesanenin boyun kısmında tıkanma görülür. 40-45 yaştan itibaren bu durum ortaya çıkar ve 80 yaşını aşkın erkeklerin % 80 kadarında görülür. Benign hipertrofide cerrahi girişim yapılması ancak % 10 olguda gerekebilir. Büyüyen prostat mesaneye baskı yapar ve bir miktar idrar mesaneden üretraya sızar: Bunun sonucunda şiddetli miksiyon ihtiyacı duyulur. Hipertrofinin ilk bulgularından biri gece idrara çıkma (nocturia) ve bir diğeri de ağrılı idrar yapmadır (dysuria). Tedavi amacıyla prostatektomi denilen operasyonla, büyüyen prostat bölümü çıkarılır. Prostatektomi uygulaması değişik operasyon teknikleri kullanılarak yapılabilir (suprapubik yaklaşım, retropubik yaklaşım, perineal yaklaşım ve transuretral rezeksiyon gibi).
Prostat bezinin histolojik kesitlerdeki tipik görünümü corpora amylacae denilen prostat kumudur. Bunun aşırı birikimi ile prostat taşları oluşur. Küçük prostat taşları bezin salgısına geçerek semene karışabilir. Büyük prostat taşları salgıya geçemez, prostat içinde kalırlar. Bazen düzensiz konturlu, kanser benzeri bir doku görüntüsü vererek yanlış tanı konulmasına yol açabilirler.

GLL. BULBOURETHRALES (COWPER BEZLERİ):

            Bir cm çapında, bir çift bezdir. Perineum'da pars membranacea urethra'nın arka dış yanında ve penis kökünün üst tarafındadır. M. sphincter urethra’ya ait kas lifleri ile kuşatılmıştır. Sempatik lifleri L1-2; parasempatikleri S2-4 segmentlerinden gelir. Akıtıcı kanallarına ductus gll. bulbourethrales denilir, 2-3 cm uzunluğundadır. Üretranın pars spongiosa'sının ilk bölümüne açılırlar. Koyu (mukoid) ve alkali bir salgısı vardır. Ejakulasyondan önce salgılanır ve üretra mukozasındaki idrar artıklarının nötralizasyonunu sağlar.

MENİ (EJAKULAT-ATMIK-SPERMA):

            Epididymis, ductus deferens, vesicula seminalis, prostat ve gl. bulbourethralis'lerin salgılarının karışmasıyla oluşan ve içinde spermium'ları bulunduran sıvıdır. Özel kokulu ve yapışkandır. Normal ejakulasyonda 2-3 cm3 meni atılır. Bir cm3 meni içinde 60-120 milyon adet sperm hücresi bulunur.
            Coitus'ta hiç meni (sperma) olmamasına aspermi; meni içinde hiç spermium bulunmamasına azoospermi; az sayıda olmasına ise oligospermi adı verilir. Erkekte dölleme, kadında döllenme yeteneğinin var olmasına fertilite denilirken tersine olarak çocuk sahibi olma yeteneğinin yokluğu veya azlığı infertilite adını alır.

EREKSİYON MEKANİZMASI:

Penis’in kalınlaşması (tumescence), parasempatik sinir sisteminden gelen uyarılarla başlar. Erektil dokularda bulunan arteriyollerdeki düz kas liflerinin gevşemesini takiben gelen kan akımında bir artma söz konusudur. Bu damarların duvar yapısı içinde bulunan longitudinal yönde uzanan kabartılar, sirküler seyirli kas liflerinin hafifçe kasılmasına bağlı olarak damar lümenini dereceli olarak daraltır. Corpus’lar düzensiz vasküler aralıklardan yapılıdır. İçlerinde kan olmadığı zaman (penis’in gevşek halinde iken) kollabe olarak küçülürler. Kan akımının artması ile birlikte süngerimsi yapıdan dolayı bu aralıklar kan ile dolarak şişkinleşir. Bu durum her iki corpus cavernosum’un genişlemesine ve kalınlaşmasına yol açar.
            Ereksiyonun devamlılığının sağlanması (penil turgor) organa gelen kan akımının artmasının yanı sıra geri dönen kan miktarının azalmasını da zorunlu kılar. Bu işlem, periferal venlerin genişleyen kavernöz yapılar ile tunica albuginea arasında sıkıştırılması yoluyla sağlanır.
            Ereksiyondaki bir penisin turgorunun devamlılığını sağlayan yalnızca kavernöz cisimlerdir. Spongiöz cisim ve onunla aynı yapıdaki glans penis’in sertleşme yeteneği yoktur. Bu yapıları saran tunica albuginea daha ince ve elastik olduğundan coitus anında penis’in vagina’ya girişini kolaylaştırıcı bir rol üstlenir. Aynı zamanda pars spongiosa urethra lümeninin daralmasını önleyerek ejaculat’ın geçişine izin verir.
            Erkekte emisyon’un (spermin epididymis’den ampulla ductus deferentis’e ilerlemesi) gerçekleşmesi parasempatik etkiye bağlıdır ve istemsiz olarak oluşur. Tekrarlayan seksüel uyarılar nedeniyle genital kanalların motilitesinin artmasına bağlıdır. Emisyon ile eş zamanlı gerçekleşen bir diğer fizyolojik olay gl. bulbourethralis’ler ve gl. urethralis’lerden mukus salgılanmasıdır.
Coitus anında yapılan hareketler nedeni ile penis, clitoris ve vagina duvarlarının sürekli uyarılması emosyonel yanıtların ve glanduler yapılardaki sekresyonun artmasına yol açar. Bu esnada emisyonun devamlılığına bağlı olarak semen pars prostatica urethra’ya ve pars spongiosa urethra’ya ulaşır.
Semenin urethra içinde birikmesi ve emosyonel uyarıların devamı halinde sempatik sinir liflerinin etkisi ile ductus deferens, vesicula seminalis, gl. prostatica ve urethra’da kasılmalar ortaya çıkar (ejaculasyon). Ejaculasyonun başlaması kısmen kontrol edilebilmekle birlikte (emosyonel uyarıların önlenmesi ile) başladıktan sonra yarıda bırakılabilmesi olanağı yoktur (sempatik aktivite nedeni ile). Ejaculasyon başladıktan sonra m. ischiocavernosus ve m. bulbospongiosus’un kasılmaları ve devamında diğer pelvis döşemesi kaslarının spazmodik kasılmaları da olaya eşlik eder. Bu kas kasılmaları erkekte orgasm olarak tanımlanır ve ejaculasyon ile birlikte gelişir.
Ejaculasyon ve orgasm fazları sempatik sinir sisteminin aktifliği ile gerçekleştiğinden bu aşamada parasempatik uyarılarda azalma ortaya çıkar. Başlangıçta yaşanan olaylar tersine döner. Arteriollerdeki düz kasların kasılmasına, tonus artışına bağlı olarak gelen kan akımı azalır. Erektil doku hızla gevşek haline dönüşür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder