21 Aralık 2010 Salı

preklampsi>>Gebelikte hipertansiyon...

GEBELİK VE HİPERTANSİYON
Etiyolojisi tam aydınlatılmamıştır.

eklampsi

EKLAMPSİ
Şiddetli preeklampsiye konvülziyonların eşlik ettiği formdur.

Menopoz>>Klimakteryum, FSH, LH, DHEA,colles ...

MENOPOZ
Kelime anlamı olarak over fonksiyonları ve menstruasyonun tamamen kesilmesi ile eşlik den son adet kanamasıdır.

Ektopik gebelik>>dış gebelik, Tubal, ....

EKTOPİK GEBELİK
            Fertilize ovumun endometrial kavite dışında veya içinde fakat anormal lokalizasyonda inplantasyonu sonucu gelişen patolojik bir olaydır.

DOĞUM SONRASI KANAMALARI(POSPARTUM KANAMALAR)>> Uterus rüptürü, İnversio Uteri....

DOĞUM SONRASI KANAMALARI(POSPARTUM KANAMALAR)
Uteroplasental kan akımı dakikada 500-700 ml dir.Mymetrium lifleri kısalır ve kasılır.aralarından geçen arter ve ven

Antepartum kanamalar>>PLASENTA PREVİA, ABLATIO PLASENTA, VAZAPREVİA

ANTEPARTUM KANAMALAR

20 haftaya kadar olan kanamalar abortus,20 haftadan doğuma kadar olan kanamalar antepartum kanamalar olarak incelenir.

Abortus>Düşükler, imminens, İnsipiens

ABORTUSLAR

Spontan,provake ve selektif abortuslar olmak üzere 3 e ayrılır.

Myoma Uteri

Uterus(rahim)un en çok karşılaşılan iyi huylu tümörüdür.Aynı zamanda kadın doğum polikliniğinde en sık rastlanılan hastalıktır.Etiyolojisi: Düşük sosyokonomik düzey,fazla doğum yapılması,obezite,hipertansiyon...
Myom türleri: subseroz,intramural,submukoz,intraligamenter,servikaldir.En sık ise intramural myom gözükür.Myomların dejenerasyonu:Hyalin,kistik,kalsifik,yağlı,Malign,nekrotik,Kistik,Septiktir.En sık hyalin dejenerasyon gözükür.
Semptonları: Anormal kanama,sık idrara çıkma,karın büyümesi,infertilite,ağrı....

dış kulak yolu hastalıkları>>othematom, perikondritis, zona zoster oticum, otitis eksterna

 OTHEMATOM
Genelde travma sonucu ortaya çıkar.Aurikilaya travmatik etkiler olan meslek hastalıklarında daha çok olmaktadır.Örnek:Yıpratıcı sporlar;boks,güreş,karete...vs.  Darbe sonucu hematom oluşur.Ponksiyonla erken

Çocuklarda beslenme ve beslenme bozuklukları>>

BESLENME VE BESLENME BOZUKLUKLARI
BESLENME
Beslenme, alinan besin maddesinin vücutta yararli hale gelmesi süreci olarak tanimlanir. Beslenme, besinlerin yeterli miktar ve çesitte yenmesi, sindirilmesi, emilimi, dolasimla tasinmasi, hücre tarafindan gereksinime göre kullanilmasi,

Çocukta kabakulak>>Epidemik Parotitis

KABAKULAK (Epidemik Parotitis:Mumps)
Paramixovirüs grubundan kabakulak virüsüdür. Okul çagi hastaligidir (5-15y). IP 14-24 gün. Ates basagrisi,

Çocukta febril konvulziyonlar>

Febril Konvülziyonlar

Tanim
3 ay – 5yas arasi çocuklarda, intrakranyal bir enfeksiyon ya da tanimlanmis neden yoklugunda, ates ile beraber ortaya çikan nöbetlere denir.

Çocuklarda demir eksikliği anemisi>Hb, Transferrin, Htc, RDW

DEMIR EKSIKLIG ANEMISI
Halen dünyada en sik görülen nutrisyonel problem demir eksikligidir ve dünya nüfusunun yaklasik %30’unda

Çocukta kas ve iskelet sistemi muayenesi

.6 KAS ISKELET SISTEMI MUAYENESI
Kas iskelet sisteminde muayene çocugun yasina ve uyumuna göre yapilir. Eger çocuk yürüyorsa, pozisyon,

Süt çocuğunun ay ay motor ve mental gelişimi

SÜT ÇOCUGUNUN MENTAL-MOTOR GELISIMI

Süt çocugunun gelismesi 4 alanda incelenir:
1. Motor Alan: Bas, gövde ve ekstremitelerin durus ve hareketleri gözden geçirilir. Aktif ve pasif hareketlerin nasil

Çocukta üst solunum yolu enfeksiyonu>faranjit, nazofarenjit, üsye,common cold...

SOLUNUM YOLLARI ENFEKSIYONLARI
Üst solunum yolu enfeksiyonlari larinksin üstündeki yapilari ilgilendiren enfeksiyonlari tanimlamada kullanilir.

Çocuklarda astım bronşiale>>Lökotrien,PAF ,bronkodilator, PEF

ASTIM BRONSIALE
Giris ve Genel Bilgiler:
1)Reversibl havayolu obstrüksiyonu (bronkokonstrüksiyon)
2)Akcigerlerin hiperaerasyonu

13 Aralık 2010 Pazartesi

psikososyal stres,ruh ve beden hastalıkları ilişkisi

PSİKOSOSYAL STRES

GÜÇ YAŞAM OLAY (STRES)

Stres çok konuşulan, insanın günlük yaşamında sık karşılaşılan bir olgudur. Sözlük karşılığı olarak, baskı - zor önerilebilir. Psikolojide stres : kişiye güç gelen, baskı ve engelleme yaratan, çıkmaza sokan, çaresizliğe sürükleyen, acı veren, bunaltı ve üzüntü verici, önemli ve güç yaşam olaylardır. Bunlar içten gelen bilinç dışı (intrapsişik) ve bilinen (psikososyal ve fizik) stresler olarak ayrılabilir. Stresin kişiler üzerine etkisi derecelidir. Her insanı etkileyebilecek düzeyde; savaş, ağır kaza ve saldırı yakın ölümleri, iflas, ağır baskı ve engellemeler gibi nesnelliği tartişmasız büyük olaylar olabileceği gibi elektriğin kesilmesi, trafik sıkışıklığı kendisinin hastalığı gibi nesnelliği tartışılmalı, ancak ilgili kişide öznel bulantı yaratan olaylar da vardır. Burada kişinin yaşı, cinsiyeti, eğitimi, ailesel ve etkinsel (kültürel geçmişi, yaşantı, deneyim ve koşullanmaları, kişilik yapısı, ruhsal, cinsel olgunlaşma düzeyi, kalıtsal, dirimsel yapısı, benlik gücü ya da güçsüzlüğü ile stresin göreceli ağırlığı süresi ve sürekliliği etkili olmaktadır.
Stresin insan üzerindeki etkilerine ilişkin ilk bilimsel çalışmaları Kanada ‘lı bilim adamı Hans Selye (1926) yapmıştır. Selye stres karşısında insanın ; genel bir dinginsizlik, hoşnutsuzluk, sıkıntı, bunaltı, yorgunluk ve çökkünlük gösterdiğini saptamıştır. Ona göre; stresin 3 aşaması vardır.
1- Alarm Dönemi : Adrenal bezlerden epinefrin salgısında hızlanma, uyanıklılıkta artma, tehlikeden kaçma,ya da savaşmaya hazırlık. Bu dönemdi sempatik etkinlikte (kalp atımı ve solunum hızlanır, kan basıncı yükselir, göz bebeği genişler, kaslar gerginleşir, duyu organları uyarılır) artma olur.
2- Direnme dönemi: Pitüiter salgılar artar, biyoamin metabolizması hızlanır. Stres olayı geçinceye değin dirimsel ve ruhsal sovunma güçleri ve düzeneklerinin etkinliği yükselir. Organizma strese uyum sağlamaya çalışır.
3- Bitiş-tükeniş-yenilgi dönemi: Ağır ve uzun süreli streslere karşı başedemeyen canlı yapı yenik düşer,. Değişik hastalıklardan, kalp yetmezliğine, şokdan ölüme giden bir yolda yaşamı sonlanabilir.
Stres canlı yapıya zararlı olabildiği gibi yararlı da olabilir. Başka bir deyişle olumlu stresler de vardır, olumsuz stresler de vardır. Ancak bu da görecelidir. Bir olay bir kişi için olumlu, bir başka kişi için olumsuz etki yapabilir. Aynı kişide bir dönemde olumlu etki yapan bir olay bir başka dönemde zararlı olabilir. Ölümlü etki yapan stresler canlıyı tehlikeye karşı uyarır, korur, savunma güçlerinin (devinimini) arttırır. Engele dayanma gücünü, zoru yenme, sorunu çözme yetişini geliştirir. Çocukluk ve gençlik yıllarında hiçbir engelle, hiç bir güçlükle karşılaşmamış, her hastalığı, yoksunluğu yaşamamış, bir kişinin sağlıklı olabileceği düşünülemez. Ölümlü stresler insan varlığını koruduğu, kendine güvenini, yükselmesini, yücelmesini de sağlar.
Ruhsal ve dirimsel yapının, gelişme ve olgunlaşmasına, ya da biyo-psiko-sosyal dengenin bozulmasına neden olacak düzeydeki ağır ve yoğun olayları olumsuz stresler olarak niteliyebiliriz.
Aşağıda sıraladığımız ve olası sonuçlarını özetlediğimiz stres yaratıcı olayların kimileri hemen hemen her insanda önemli ve yıkıcı etkiler yapabilir. Kimileri kişiye ve koşullara göre olumsuz etki yapabilir ya da yapmaz. Kimilerinin ise uygun koşullarda olumlu etkileri olabilir. Stres yaratıcı olayların ağırlığını ölçüye vurmak oldukça güçtür. TJ Holmes (1973) ellinin üzerinde olayı sıralayarak ağırlığına göre puanlandırmıştır. Örneğin; eş ölümüne 100 puan, işsizliğe 50 puan, bayramlar ve dinlenceye 12 puan değer biçmiştir.

GÜÇ YAŞAM OLAY SINIFLAMASI

A- RUHSAL-TOPLUMSAL ZOR (Psikososyal-Stres)
I-Bilinçdışı (intrapsişik) Çalışma ve Bulantı
1-Üst benlik (super-ego) bulantısı
(Suçluluk, günahkarlık duyguları)
2-Altbenlik (ID) bulantısı
(Cinsel ve saldırganlık dürtüleri)
3-İğdişlik (Kastrasyon) bulantısı
4-Bağımlılık-ayrılma (seperasyon) bulantısı
II-Bilinçli (dıştan gelen) Ruhsal-Toplumsal Zorlar
1-Yakın ölümü
Eş, çocuk, ana-baba, kardeş, yakın akraba, arkadar.
2-Aile ve Evlilik Sorunları
Boşanma, ayrı yaşama, karı-koca, gelin-kaynana çatışmaları, geniş aile sorunları, eşler arası cinsel uyumsuzluk, gebelik, doğum, düşük, söz kesimi, nişan, nikah, evlenme, aileden berinin ayrılması ya da yeni katılmalar, aile üyelerinin sağlık, eğitim, iş askerlik ve yasal sorunları
3-Ekonomik Güçlük ve Sorunlar
İflas, icra ve haciz, ipotek, borçlanma, temel gereksinimlerin (barınma, yeme-içme, giyim, sağlık, eğitim, ulaşım gibi) karşılanmasında güçlük
4-İş ve işyeri Sorunları
Emeklilik, işinden ayrılma, işsizlik, iş değişikliği, işe başlama, yöre ve ülke değişikliği, iş yerinde çtışma ve gerginlik, yorgun ve yorucu çalışma çok gezi, bir işi belli bir sürede bitirme başkısı, tehlikeli ve bozuk koşullarda çalışma zorunluluğu.
5-Sağlık Sorunları
Ağır kaza, yaralanma, ivedi ya da süregen ağır bir hastalık, ameliyatlar, sürekli uykusuzluk
6-Yasal Sorunlar
Mahkumiyet, tutuklanma, gözaltı, sorgulama, baskı, tehdit, zor kullanma, soygun ve hırsızlık, kaçırılma, cinsel saldırı.
7-Alışkanlıklarda Değişiklikler
Dinsel, toplumsal, sportif, sanatsal, ekinsel (kültürel), yeme-içme, uyuma-dinlenme-çalışma alışkanlıklarında değişme.

B- ÇEVRESEL VE DOĞAL (FİZİKSEL) ZORLAR
1-Olumsuz çevre koşulları
Kalabalık, gürültü, hava kirliliği, radyoaktivite, morötesi ışınlar.
2-İklim koşulları
Ayırı soğuk-sıcak, kuru, nemli-sisli hava, basınç değişiklikleri, sert ışık, karanlık.
3-Doğal yıkım olayları
Sel, yaygın, deprem, kuraklık-kıtlık.
4-Toplumsal olaylar
Büyük kazalar (trafik, deniz, uçak), ekonomik kriz, iç-dış savaş durumu. Anarşi ve terör, baskın, kaçırılma, soygun, ağır saldırı, işkence, ırza geçilmesi, toplu tutsak-ölüm kampları, yönetim ve yetke boşluğu, toplumsal dengesizlik, düzensizlik, kararsızlık durumu. Zorunlu göç, yeni yerleşilen yerde uyumsuzluk, dil ve iletişim güçlükleri, azınlık durumu, din-mezhep, ırk uyuşmazlıkları, toplumsal ön yargı, aşağılanma, dışlanma durumları.


ZORA KARŞI İVEDİ TEPKİ
(Akut stres reaksiyonu, postravmatik stres bozukluğu)
Oldukça ağır bir yaşam olaydan sonra kişinin kalıtsal, dirimsel ve ruhsal yapısına uygun olarak; duygu düşünce ve davranışlarında bozukluklar ya da ağır fizyolojik tepkimeler ortaya çıkar. Fizyolojik alanda : göğüste sıkışma, boğulma duygusu, kalp çarpıntısı,kan basıncı, yükselmesi, karın ağrısı ve kramplarından, kalp -damar, beyin-damar tıkanma ya da kanamalarında, mide de kanama ya da delinmelere, şokdan ölüme götüren durumlar görülebilir. Çok sevdiği bir yakınının (eş, çocuk) ölümünde, iflas ve haciz durumlarında, kalp damar tıkanmaları ya da stres ülserleri sık görülür.
Duygusal ve davranışsal olanda ise; ağır sıkıntı, bunaltı, korku ve panik duyguları benlik (ego) dağılması ve çıldırı (psikoz) görülebilir. Savaş sırasında cephede öıldıran askerlerin ; sağa-sola gelişi güzel ateş açtıkları, düşmanın ateşine dopru, ölüme bilinçsizce koştukları, gerçeğe uygun komutlara göre değil, kendi içinden geldiği gibi darmadağınık ve düzensiz biçimde sağa-sola saldırdıkları, ağladıkları, bağırdıkları, çığlık attıkları ya da oldukları yerde kaskatı kesilip donakaldıkları (katatoni) görülmüştür. Benzer durumlar yaygın, sel baskını, deprem, ağır saldırı ve ırza geçme, trafik, uçak ve deniz kazaları sırasında da yaşanmıştır. Büyük ekonomik krizlerde, iflaslarda kendine ve çevresine yönelik saldırılar, toplu öldürme ve özkıyım (intihar) durumları günümüzde de yaşanmaktadır.
Stres olayı yaşanırken görülen tepkiler, olay sonlandıktan sonra saatler günler, aylar içinde de sürebilir.Bu durum posstravmatik stres bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Olay daha yenidir ve etkisi sürmektedir. Fizyolojik bozukluklara (otonomik belirtilerde artma) ek olarak; uykusuzluk ve gece korkuları, sürekli olayı anımsama ve anlatma eğilimi vardır. Düşünde olayı görmekte, gündüz yaşar gibi olmaktadır. Uyarılara karşı tetikte ve aşırı uyarılmıştır. Dikkati zayıflamış ve dağınıktır. Uyarıları algılaması, gerçeği tanıma, değerlendirme, gerçeğe uygun davranma yetisi bozulmuş olabilir. Ağlamaları, bağırıp çağırmaları, taşkınlıkları, ağır korku ve panik durumları görülebilir.
İvedi sağaltım ve önlem olarak : kişi yalnız bırakılmamalı, ağlama gibi duygusal boşalmaları, olayı anlatma isteği engellenmemeli, desteklenmeli, sabırla ilgiyle dinlenmelidir. Yakınları ve dostları gelmeli, her zaman yakınında ve yanında olunduğu güveni verilmelidir. Olabildiğince kısa sürede toplumsal iş ve işlevine dönmesi sağlanmalıdır. Örneğin: kaza yapan bir sürücüye-fiziksel ve yasal bir engeli yoksa-hemen direksiyona geçmesi önerilebilir. Gündüz yatıştırıcı ve dinlendirici (trankilizan), gece uyutucu (hipnotik) ilaçlar verilebilir. Gevşeme ve rahatlamayı sağlayan uğraşı ve yöntemler (relaksasyon, meditasyon, hipnoz,narkoz) uygulanabilir. Toplumsal, dinsel, ekinsel (kültürel), sanatsal, sportif uğraşı ve alışkanlıklara yönlendirilir.

ZORA KARŞI SÜREGEN TEPKİ

Önemli bir yaşam olaydan sonra görülen tepkiler aylar, yıllar içinde zincirleme sürebilir. Bunlar ruhsal alanda : Antisosyal davranışlar ve davranış bozuklukları, ilaç ve toksik madde bağımlılığı, psiko-nörotik ve psikotik bozukluklar düzeyinde olabilir. Örneğin : Yakın geçmişte yaşanılan Kore ve Kıbrıs savaşlarından dönen askerlerde değişik davranış bozuklukları görülmüştür. A.B.D. de Vietnam ‘dan dönen askerlerde görülen sorunlarla ilgili bir çok öykü yazılmış, sinema ve televizyon filmi yapılmıştır. Savaşların insanlar ve toplumlar üzerindeki etkileri yıllar boyu da sürebilir. 1876’da Osmanlı-Rus savaşı, Balkan savaşı, Çanakkale savaşı, Yemen savaşı öyküleri anılarla dededen torunlara aktarılarak yaşanmaktadır. II. Dünya savaşı sırasında toplama kamplarında karşılaşılan zorların, baskıları, kamplardan sağ çıkanlar üzerindeki etkileri değişik ve ruhsal ve psikosomatik hastalıklar türünde sürüp gitmektedir.



RUHSAL VE BEDENSEL HASTALIKLAR ARASINDAKİ İLİŞKİLER

-Ruhsal hastalık bedensel hastalıklara neden olabilir (alkolizm ve şizofrenide; K.C. bozukluğu, obsesif kompulsif nevrozlarda; deri hastalıkları gibi)
-Ruhsal hastalığı olanlarda ölüm oranı 3-4 kat yüksektir (kaza, özkıyım, başka hastalıklar nedeniyle).
-Organik hastalıklarda psikiyatrik belirti de vardır (anksiyete, depresyon, regresyon, hipokondri gibi). OBS de anlıksal (entellektüel) yetilerde bozulma en öndedir (diabet koması, üremi, K.C. koması, toksi-enfeksiyonlar).
-Organik hastalıkların sağaltımında kullanılan ilaçlar (narkotik, analjezik, iç salgı ürünleri ve yapay benzerleri, sitostatikler L.Dopa) ruhsal belirti ve hastalıklara neden olabilir.b
-Ruhsal hastalıkların sağaltımında kullanılan ilaçlar (nöroleptikler, lithium) kalıcı ekstrapiramidal bozukluklar, karaciğer, böbrek, tiroid işlev bozukluklarına neden olabilir.
-Kanserde ilk belirti çoğunlukla depresyondur. Yine kanser gibi, ykronik böbrek yetmezliği gibi ağır ve ölümcçül hastalıklarda psikiyatrik belirtiler sık ve yoğundur.
-B vitaminleri avitaminozunda; deliryum demans, depresyon, eksitasyon, paranoid durumlar görülebilir.
-İstenmiyen gebeliğin sonlandırılması, istenmeyen doğumdan sonra psikotik tepkimeler görülebilir.
-Açık kalp ameliyatları, göz ameliyatları, meme ve uterus alınması, organ kayıpları (ampütasyon) sonunda ağır psikiyatrik bozukluklar görülebilir (fantom sendromu).
-Ağır cinsel kimlik sapmalarında cinsel organın kesilmesi ya da düzeltilmesi istenebilir, ameliyat yapılabilir. Ameliyat sonunda ise ağır ruhsal bozukluklar ortaya çıkabilir.
-Benlik saygısı azalmış, kendine güveni sarsılan kimi kişiler plastik operasyonlar isteyebilir. Temeldeki sorun ruhsal kaynaklı olduğu için operasyon başarılı olsa bile devranış bozuklukları görülebilir.
-Yaralanma ve ölümle sonuçlanan kazalarda kaza yapan kişilerin önceki durumları incelendiğinde; depresyon, bilinç dışı suçluluk ve saldırganlık (özkıyım ve öldürme) eğilimlerinin yoğun olduğu görülmüştür. Otomobil yarışçısı, deneme pilotu, dalgıç, dağcı, akrobat gibi tehlikeli ve ölümle iç içe yaşanılan mesleklerin seçiminde de bilinç dışı saldırganlık ve kontrfobik özellikler belirgindir.

psikiyatride bilinç,düşünce bozuklukları

BİLİNÇ

Bilinçlilik (Consciousness), kişinin kendini ve çevresinde olup bitenleri doğru algılama, tanıma ve ayırdında olma durumudur. Bilinç, tam ayıklık, uyanıklılıktan, koma ve ölüme değin giden geniş bir spektrumu içerir.

A-Bilinçlilik Bozuklukları

1- Yönelim Bozukluğu (Disorientation): Kişi, yer ve süre algısı bozulmuştur.
2- Bilinç sislenmesi (Clouding of consciousness): Algı ve tutum bozukluklarıyla belirli bilinç karışıklığıdır.
3- Stupor: Çevreyle ilginin kesilmesi, tepki verememe
4- Deliryum (Delirium): Yönelim ve algı bozukluklarıyla (varsanı ve yanılsamalar) belirli, dinginsizlik, korku ve bilinç dağınıklığı durumudur.
5- Koma (Coma): Derin bilinçsizlik durumu
6- Koma vijil (Coma vigil- akinetic nutism): Komada gözler açıktır. Uyaranlara tepki veremez. Ancak, gözler ışık ve görüntüyü izler.
7- Alacakaranlık durumu (Twilight State): Varsanılı bilinç bozukluğu
8-Gündüz düşü(Dreamlike State): Kompleks parsiyel epilepsi ya da psikomotor epilepside görülür.
9- Uykuda gibi olma durumu (Somnolence)

B- Dikkat Bozukluğu

1- Dikkat dağınıklığı (Distractibility): Dikkati bir noktada toplayamama
2- Seçici dikkat eksikliği (Selective inattention)
3- Dikkat artımı (Hypervigilance)
4- Kendinden Geçme (Trance): Hipnoz, dissosiyatif bir durum ya da dinsel bir törende (vecd içinde) görülür.

C-Eğindirim (Telkin) Bozukluğu: Verilen buyruk ya da söylenen sözlere eleştirisiz katılma, paylaşma, etki altında kalma.
1- Uyutum (Hypnosis): Eğindirimle kişinin uyutulması ya da bilincinde değişiklik yapılması
2- Paylaşılmış psikoz (Folie a deux, folie a trois) Ruhsal bozukluğu olan bir kişinin ya da kişilerin etkisinde kalarak, aynı belirtilerin bir başkasında görülmesi.

3.2. COŞKU (Heyecan -Emotion) :

Duygudurum ve duygulanımla ilintili olarak ruhsal, bedensel davranışsal boyutta gözlenen duygudurum ve tepkimelerdir.

A- Duygulanım (Affect): Bir kişinin bir olay, kişi ya da duruma karşı gösterdiği öfke, sevgi, neşe, ağlama ve üzülme gibi tepkimelerdir.
1- Uygun (Appropriate affect) duygulanım
2- Uygunsuz (Inappropriate affect) duygulanım: Bir kişide gözlenen yaşına eğitsel ve ekinsel geçmişine, içinde bulunduğu ortam ve koşullara, düşünme ve konuşmasına uygun düşmeyen duygusal tepkimelerdir.
3- Duygulanım küntlüğü (Blunted affect): Dışa vurulan duygusal tepkimelerde belirgin bir azalma vardır.
4- Tekdüze duygulanım (Flat affect): Konuşma ve davranışları ile duygusal tepkimeleri her durumda aynıdır.
5- Değişken- oynak duygulanım (Labile affect): Duygulanımda görülen birden, hızlı ve sert değişiklikler.
B- Duygudurum (Mizaç- Mood): Bir kişide genelde ya da özelde gözlenen - üzgün, çoşkulu, sıkıntılı, öfkeli, taşkın, neşeli gibi- durumlardır.
1- Hoşa gitmeyen (Dysphoric mood) duygudurum
2- Doğal ( normal, euthymic mood) duygudurum
3- Kabarmış (expansive mood) duygudurum: duygularını, ölçüsüz,sınırsız, denetimsiz dışavurma
4- Huzursuz (irritable) duygudurum
5- Gevşek (labile) duygudurum: Sıkıntı, öfke, çökkünlük ve neşelilik arasında gel-gitler.
6- Yükselmiş (elevated) duygudurum: Olduğundan daha neşeli, daha keyifli olma durumu
7- Öföri (euphoria): Yüksek haz, hoşnutluk, büyüklük duyguları da olabilir (exaltation).
8- Vecd- esrilik (Ecstasy): En yüksek kata ermişlik duygusu
9- Ruhsal çöküntü (depression)
10- Zevk alamama (anhedonia)
11- Yas, keder, elem (Grief or mourning)
12- Duygudurum körlüğü (alexithymia): Bir kişinin içinde bulunduğu duygu durumunu tanıyamama, anlıyamama, algılayamama
C-Diğer Duygulanım Bozuklukları:
1- Sıkıntı - bunaltı (anxiety): Bilinç dışı bir kaynağı vardır.
2- Korku (Fear): Gerçek ve algılanan bir tehlike karşısında duyulan sıkıntı durumu.
3- Ürkü (Phobia): Aslında korkulmaması gereken bir olay, bir durum, bir nesne ile karşılaşmaktan duyulan korku
4- Ajitasyon (Agitation): Aşırı dinginsiz, sıkıntı, bunaltı gerginlik ve öfke durumu
5- Panik (Panic): Benlik (ego) dağılması ile belirli ağır anksiyete
6- Serbest yüzen anksiyete: (Free floating anxiety)
7- Apati (Apathy): Duygulanım küntlüğü, kayıtsızlık, tepkisizlik
8- Ambivalans (Ambivalence): Aynı kişide, aynı anda, aynı nesneye ya da duruma karşı, karşıt düşünce ya da duygulanım
9- Gerginlik (Tension): Otonomik ve motor gerginlikle birlikte bunaltı
10- Utanç (shame) duygusu
11- Suçluluk (guilty) duyguları
12- Boşalma ve dinginliğe kavuşma (abreaction): Acılı bir yaşantının yeniden anlatılması sonucu rahatlama
13- Saldıganlık (aggression): Kin, nefret, duygusuyla sözel ya da fiziksel saldırıda bulunma
14- Ağır yetiyıkımı korkusu (Catastrophic reaction): Daha çok bunamada görülen, basit soruları yanıtlayamayınca gösterilen regresyon, anksiyete ve ajitasyon tepkimeleri

DÜŞÜNCE
Bilimsel düşünceler; nesnel gerçeğe uygun olarak; doğru sözcükler ve uygun tümcelerle düzenli bir mantık zinciri içinde -yazı ya da sözle- ortaya konulur. Olgun ve sağlıklı düşünen bir insanda bilimsel ve deneysel gerçeklere göre soyut düşünme yetisi gelişmiştir. (İkincil süreç= secondary process thinking) düşüncesi egemendir. Benliğe uyumlu (ego syntonic) düşünce psikozlarda görülür. Psikonevrozlarda ise benliğe yabancı (ego dystonic) düşünce ve devinimler vardır.
A-Düşünce Sürecinde Görülen genel Bozukluklar:
1- Ruhsal Bozukluk (mental disorder): Kişinin kendi kendisiyle ya da toplumsal ilişkilerinde, duyuş düşünüş ve algılayışında, davranışlarında gözlenen belirgin bozulma, gerileme, yeti yıkımı.
2- Psikoz (Psychosis): Gerçeği değerlendirme ve gerçeğe uygun davranma yetisinde bozulma
3- Gerçeği değerelendirme yetisinde (reality testing) bozulma: gerçek nesnel uyaranlarla içrel uyaranlar arasında ayırım yapamama, içrel dürtü ve uyaranlara göre algılama, davranma.
4- Birincil süreç düşünme (Primary process thinking): Erken çocukluk çağında, düşte ya da psikozda görülen bilimsel ve deneysel gerçeğe uymayan, büyüsel, somut, neden-sonuç bağıntısı olmayan düşünce.
B-Düşünce Yapısında ve Çağrışımda Bozukluklar:
1- İçe kapanım düşüncesi (autistic thinking)
2- Yeni sözcükler uydurma (neologism)
3- Sözcük salatası (Word salad)
4- Çevresel konuşma (Circumstantiality)
5- Teğet geçme (Tangentiality): Konunun başı ile sonu arasında uyumsuzluk
6- Darmadağınık, dikişsiz konuşma (incoherence)
7- Ne sorulursa sorulsun ilk yanıtta takılma (Perseveration).
8- Anlamsız mırıldanma (verbigeration)
9- Bir konuda yoğunlaşma (Condensation)
10- Çağrışım çözüklüğü (loosing of associations)
11-Düşünce uçuşması (flight of ideas)
12- Uyaklı konuşma (Clang association)
13- Düşünce kopukluğu (Blocking)
14- Düşünce yitimi (mutism) , konuşmama
E-Düşünce İçeriğinde Özgül Bozukluklar
1- Düşünce içeriğinde yoksullaşma
2- Saplantılı, takıntılı düşünce (obsession): Israrlı, inatçı, isteğe ve değer yargılarına aykırı benliğe yabancı takıntılardır (dinsel, cinsel, töresel, sağlık, temizlik ve düzenlilik vb. konular). Bu tür saplantı ve takıntılarla ilgili devinimler de (compulsion) de görülür.
3- Ürkü (fobi): Aslında korkulmaması gereken bir durum, bir olay ya da bir işlevden korku duyma
a- Özgül durumlar (sinek, yılan, böcek v.b.)
b- Sosyal Fobi : Topluma çıkmaktan, konuşma yada bir şey yapmaktan korku duyma
c- Yüksekten (acrophobia)
d- Açık alandan (agorophobia)
e- Ağrıdan (algophobia)
f- Kandan, kırmızıdan (erythrophobia)
g- Kapalı alan (Claustrophobia)
h- Yabancıdan (Xenophobia)
ı- Hayvanlardan (zoofobia) korkuları gibi...
4- Hastalık hastalığı (hipochondriasis)
5- Ben odakçıl (egocentrism) düşünce: Çevrede olup biten olayların kendisiyle ilişkisinin olduğu sanısı
6- Düşünce takılması (preoccupation of thoughts): Öldürme, özkıyım, kötülük görme gibi özgül bir konuya odaklaşma
7- Sanrı (delusion= hezeyan): Kişinin eğitim ve ekinsel konumuna uymayan , tartışma ile düzeltilemeyen yargı bozukluğu.
a- Anlamsız sanrı (bizarre, absurd): Olmasının olanaksızlığı apaçık görülen sanrılar ("Ben Tanrıyım, Uzaylılarla iletişim içideyim v.b.")
b- Kurgulu sanrı (Systematized delusion): Örneğin bir kişi gizli bir örgütçe izlendiğini - kişi ve olayları da işin içine katarak- ortaya koyabilir.
c- Duygudurm ile uyumlu sanrı: Psikotik depresyonda bir hasta ağır suçluluk ya da günahkarlık sanrısı gösterebilir.
d- Duygudurum ile uyumsuz sanrı: Şizofrenik bir hasta izlendiği ya da kötülük göreceğine ilişkin sanrısını anlatırken duygudurumu tekdüze ya da uygunsuzdur.
e- Yok olma, yok edilme (nihilistic) sanrısı
f- Geçimsel çökertilme sanrısı (delusion of poverty)
g-Bedensel sanrı(somatic delusions):Örneğin beyni erimiştir,karaciğer çürümüştür vb
h- Paranoid sanrılar
i- Büyüklük (delusion of grandeur= megalomania)
ii- Kötülük görme ( delusion of persecution)
iii- Aktarım (delusion of reference) sanrıları
ı- Suçluluk, günahkarlık sanrıları (delusion of self- accusation)
j- Denetim sanrısı (delusion of control)
1- Düşünce çalınması
2- Düşünce sokulması
3- Düşünce yayılması
4- Düşüncenin denetlenmesi
k- Kıskançlık, aldatılma sanrısı (delusion of jealousy)
l- Aşık olma sanrısı (Erotomania, De Clerambault complex)

Psikiyatride sınıflama >psikiyatri ders notları

Tarih boyunca toplumların insan davranışlarını anlama gereksinimi duydukları ve bunu da ruhsal =zihinsel süreçleri bölümlere ayırarak yapmaya çalıştıkları görülmüştür. Böylece gelişmiş toplumlarda ruh hastalıklarını da içeren bir tıbbi sınıflandırma sistemi ortaya çıkmıştır. Hastaların tedavisi ve hastalıkların önlenebilmesi için en başta iyi bir tanımlama, tanı koyma , sınıflandırma dizgesinin bulunması gerekir. İyi tanımlanmamış ve sınıflandırılamamış rahatsızlıklar üzerinde herhangi bir araştırma yapılamaz, bu tür rahatsızlıkların sıklık ve yaygınlıkları saptanamaz, tedavi yöntemleri de belirlenemez. Psikiyatri artık öznel izlenimler ve tanımlamalardan uzaklaşmış; belli tanı ölçütleri ve sınıflandırmaları olan sağlam temellere oturma yolunda büyük gelişmeler göstermiştir.

PSİKİYATRİK SINIFLANDIRMALARIN TARİHSEL GELİŞİMİ

Bir ruhsal bozukluğa ilişkin ilk kayda M.Ö. 3000 yıllarında Mısır’da Prens Ptah-Hotep zamanında rastlanmaktadır. Psikiyatrik sınıflama sistemlerinde daha sonraki önemli gelişme M.Ö. 5. yüzyılda Hellenistan’da gerçekleştirilmiştir Hipokrat ve öğrencileri altı ayrı akıl hastalığını tıbbi pratiğe sokmuşlardır; bunlar; 1-Frenitis (Ateşli akut akıl hastalığı), 2-Mania (Ateşsiz akut akıl hastalığı), 3-Melankoli (Her çeşit kronik akıl hastalığı), 4-Epilepsi (Şimdiki anlamı ile hemen hemen aynı), 5-Histeri (Paroksismal dispne, ağrı, konvulsiyonlar), 6-Scythian Hastalığı (Transvestizm ile eş anlamlı). Hipokrat’dan sonra rönesansa değin sınıflama çalışmaları pek çok hekimin katkıları ile devam etmiştir. Çağdaş psikiyatri için en üretken dönem belki de 18.yüzyıldır.
Çağdaş anlamda ilk sistematik nozoloji ise Emil Kraepelin tarafından oluşturulmuştur. Freud da Kraepelin gibi iyi bir gözlemci ve iyi bir psikopatoloji tanımlayıcısıydı. Adolf Meyer ise Amerika ve Avrupa psikiyatrisini birleştirmeye çalışmış ve Kraepelin’nin görüşlerinin yayılması için çaba göstermiş ve “Tüm akıl hastalıklarının çevre ile etkileşim sonucunda oluşan psikobiyolojik reaksiyonlar olduğu” kuramına dayanan sınıflamasını geliştirmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası Freud’un geliştirdiği kişilik kuramı ve ruhsal çalışma modeli ve Meyer’in psikobiyolojik yaklaşımına dayanan toplum yönelimli ruh sağlığı hareketi, psikiyatride egemen yaklaşımlar olmuşlardır. Savaş sonrası yıllarda Amerikan psikiyatrisinde psikososyal yaklaşımın en önde gelen sözcüsü Karl Meninger “Uyum sağlamada başarısızlık hafiften (nörotik) ağıra (psikotik) değişebilir, fakat bu tablolar birbirlerinden ağır değillerdir ” görüşünü ortaya koymuştur. Bu yaklaşım psikodinamik psikiyatrinin kuramsal ve klinik açıdan özüdür. İlk olarak 1952’de Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) yayımladığı DSM-I’de (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders- Tanı ve İstatistik El Kitabı) ruhsal bozukluklar birer tepki (reaction) olarak sınıflandırılmıştır. Örneğin bunaltı tepkisi (anxiety reaction), şizofrenik tepkiler (scizophrenic reactons) gibi. Bu dönemde Amerikan psikiyatrisindeki tanımlamalar ve tanı ölçütleri ile Avrupa’daki tanımlamalar ve ölçütler arasında önemli ayrılıklar bulunmaktaydı. Ruhsal bozuklukları tanımlamada ve sınıflandırmada hem ülke içinde hem de ülkeler arasında bir dil ve tanı birliği olmadığı için yapılan araştırmaların pek de güvenilirliği olmuyordu. Sonunda 1968’de A.B.D.’de yayımlanan DSM-II ile sarkaç yeniden Kraepelin’in egemen olduğu Avrupa psikiyatrisine kayarak “reaksiyon” terimi bırakıldı. DSM-II bir ilkadım olmak ile birlikte yeterli tanımlamalar tanı ölçütleri getirmediği için eksik kalıyordu. APA1980’de DSM-III, 1987’de DSM-III-R ve Dünya Sağlık Örgütü 1992’de ise ICD-10’nu (International Clasification of Diseases) yayınladı. En son olarak da 1994 yılında DSM-IV’ü yayımlandı.

DSM-III ve DSM-III-R dizgesinin önemli özellikleri:
A- Her bozukluk için tanımlama, eşlik eden özellikler, başlangıç yaşı, yaygınlık, gidiş, yol açtığı yetmezlik derecesi, komplikasyonları, oluş nedenleri, ayırıcı tanı ve tanı ölçütleri sırasıyla özetlenerek verilmiştir, hakkında yalnız tanı koymak için değil, yukarıda sıralanan özellikler için de kısa bilgi veren büyük bir kılavuz olduğu gerçektir.
B- Hastaların değişik özelliklerini, hastalıklarını, uyum düzeylerini belli bir tanı dizgesi içinde belirtebilmek için DSM-III çok-eksenli (multi-axial) tanı yöntemini getirmiştir. Buna göre her hastaya şu beş eksen üzerinden tanı konmaktadır.
I.Eksen: Klinik sendromun tanısı
II.Eksen: Gelişimsel bozukluğun ve kişilik yapısının tanısı
III.Eksen: Bedensel hastalık tanısı
IV.Eksen: Psikososyal streslerin ağırlığının belirtilmesi
V.Eksen: Son bir yıl içindeki uyum işlev düzeyinin genel değerlendirilmesi
DSM-III ve DSM-III-R Amerikan psikiyatrisinde olduğu kadar, bütün dünyada büyük ilgi görmüş ve genel ruh hekimliği uygulamasını çok etkilemiştir.
ICD-10 dizgesinin önemli özellikleri:
Bu kitap ruhsal bozuklukları F00’dan F99’a kadar uzanan kategorilere ayırarak düzenli bir kodlama yöntemi getirmektedir. ICD-10’da her bir bozukluk için;
1- Tanı ölçütlerini de içeren bir tanı kılavuzu
2- Bu tanının içerdiği ve içermediği benzer bozukluklar
3- Ayırıcı tanıda düşünülmesi gereken bozukluklar
4- Tanıların alt grupları
verilmektedir. ICD-10 hastalıkları tanıtan ayrıntılı bir el kitabı sayılabilir. DSM-III dizgesinden temel farkları: a) çok-eksenli olmayışı, b) belirti sayıları ile sınırlanan katı tanı ölçütlerine fazla bağlı olmayışı, c) içinde başlangıç yaşı, yaygınlık, gidiş, yol açtığı yetmezlik derecesi, komplikasyonları, oluş nedenleri gibi hastalık özelliklerini tanımlayan ayrı başlıkların bulunmayışıdır.

GÜNÜMÜZDE TANI VE SINIFLANDIRMA SİSTEMLERİ

Günümüzde kullanılan DSM-IV de tanımlayıcı bir sistemdir ve 1992’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan ICD-10 ile kod ve terimler açısından tümüyle uyumludur. DSM-IV’te yer alan bütün kategoriler ICD-10’da da bulunmaktadır. Ancak ICD-10’daki tüm kategoriler DSM-IV’te yer almamaktadır. 1994’de yayınlanan DSM-IV’e olan gereksinim, yoğun bilimsel çalışmalarda elde edilen yeni bilgiler ve 12 yeni kategorinin sınıflama gereksiniminden doğmuştur.


DSM-IV’ÜN TEMEL ÖZELLİKLERİ
DSM-IV sınıflamada hastalıkların nedeninden değil bulguların tanımlamasından yola çıkar. Hastalık tanımları klinik özelliklerin tanımlanması ile yapılır. Her ruhsal hastalık için özgül tanı kriterleri vardır. DSM-IV aynı zamanda özgül yaş, kültür, cins, prevalans, insidans, risk, gidiş, komplikasyonlar, predispozan faktörler, aile örüntüsü ve ayırıcı tanı ile ilişkili olarak da her hastalığı sistematik biçimde tanımlamıştır. Laboratuvar bulguları, fizik muayene belirti ve bulguları gerekli oldukları yerlerde ayrıca belirtilmiştir. Hastanın klinik görünümü ve öyküsü bir klinik tanıyı tam olarak karşılamıyorsa atipik, rezidüel veya başka türlü adlandırılamayan olarak belirtilebilir. DSM-IV hastayı birçok değişken ve beş eksen (axis) bağlamında değerlendirir. Eksen I ve II, 17 kategori ve 300’den fazla spesifik hastalıktan oluşur. Birçok hasta her iki gruptan aynı anda tanı alabilir.
Eksen I: Klinik hastalıklar ve klinik ilginin odağı olabilecek diğer durumları içerir.
Eksen II: Kişilik bozukluklarını ve zeka geriliklerini içerir.
Eksen III: Ruhsal hastalıklara ek olarak bulunan fiziksel hastalık veya genel tıbbi durumu kodlar. Bu fiziksel hastalık ruhsal bozukluğun nedeni veya sonucu olabilir ya da ruhsal rahatsızlıkla hiçbir bağlantısı olmayabilir. Eğer tıbbi durum, ruhsal hastalığın nedeni ise genel tıbbi durumdan kaynaklanan tıbbi bozukluk olarak eksen I’de ve ayrıca genel tıbbi durumun varlığı da söz konusu olduğunda eksen III’de de kodlama yapılır.
Eksen IV: Şimdiki hastalığın gelişimine katkıda bulunan veya semptomları alevlendiren psikososyal ve çevresel sorunlar belirtilir
Eksen V: Hastalıktan önceki dönemdeki işlevselliğin global olarak değerlendirilmesini içerir. Sosyal, mesleki ve ruhsal işlevsellik değerlendirilerek hastalık öncesi uyum düzeyi belirlenir.

DSM-IV’ÜN DSM-III-R’DEN FARKLILIKLARI

Organik ruhsal bozukluklar terimi yanlış anlamlar içermesi nedeni ile bırakılmıştır. Psikiyatrik değerlendirme ve tanı üzerine kültür ve etnik kökenin etkilerini gösteren bir ek yapılmıştır. Çoğul kişilik bozukluğunun adı dissosiatif kimlik bozukluğu olarak değiştirilmiştir.
DSM-IV ruhsal hastalıkları kategori olarak sınıflandırmıştır. Bu kategorilerin adlandırılmasında günlük yaşamdaki geleneksel düzenleme ve bilgi aktarma yöntemlerinden yararlanılmıştır. Sınıflandırmadaki bu kategorik yaklaşım sınır ve atipik olgular ne kadar az ise veya sınıflar arasında net sınırlar ne kadar belirgin ise o kadar kullanışlıdır. Ancak DSM-IV’te her ruhsal bozukluk kategorisinde tam bir sınır ayrımı yoktur. Ayrıca aynı bozukluğu olan bireylerin aynı klinik tabloyu gösterdikleri söylenemez. Bu yüzden klinisyen sınır ve atipik olguların tanısının zor olabileceğini göz önünde bulundurmalıdır. Klinik görünümdeki karışıklığın bir başka nedeni de tanı için gereken birçok maddeden bir kısmının tanı koymak için yeterli olmasıdır.
Yakın bir gelecekte bu tanı ve sınıflandırma sistemlerinde de bugünküne göre çok daha tipik özelliklerin belirlendiği, etyoloji, tedavi ve prognoz açısından daha kapsamlı bilgi veren bir sistemin geliştirileceğini umuyoruz.

Psikiyatrik görüşme ve hasta hekim ilişkileri

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Sağlığı “bir kişide bilinen ve saptanan bir bozukluğun olmaması yanında, ruhsal toplumsal ve bedensel yönden de iyi bir durumda olmasıdır” diye tanımlar. Bir hekim olarak bir kişinin sağlık durumunu değerlendirirken öncelikle yakınmalarını ve hastalık öyküsünü iyi almak gerekir. Kuşkusuz yalnız yakınma ve hastalık öyküsü de yeterli değildir. Kişinin aile ve toplumsal yaşamını, kalıtsal, ekinsel (kültürel), geçimsel (ekonomik)- özelliklerini, doğum, bebeklik, büyüme, eğitim ve öğrenim dönemlerini, cinsel ve evlilik durumunu, askerlik ve iş yaşamını, tutkunluk ve alışkanlıklarını, geçirdiği hastalık ve kazaları öğrenmek gerekir. Daha sonra fizik bakı, laboratuvar incelemeleri (biyokimyasal, fizyolojik, radyolojik, psikometrik) yapılması düşünülebilir. Yinelemek gerekirse: hasta ile konuşma ve iletişim tanı koymada ilk ve en önemli basamaktır. Bu bağlamda hasta hekim ilişkilerini ve görüşme yöntemlerinin temel ilkelerini bilmek, özen göstermek ve uymak gerekir.
Kişi kendiliğinden, yakınları ya da polis, jandarma, savcılık v.d. isteğiyle hekime gelmiş ya da getirilmiş olabilir. Kendiliğinden başvurmuş ise; ruhsal ya da bedensel yakınmaları vardır. Kendiliğinden sorunlarını anlatılabilir. Ancak bu her zaman pek kolay dile getirilemez. Kendi özel sorunları dışında zihninde hekimle ilgili de birçok sorusu vardır. Yeterince dinleyecek, zaman ayırabilecek mi? Bilgisine, deneyimine, kişiliğine güvenilebilir mi? Hekime anlatacakları başkasına aktarılabilir mi? İlerde kendi aleyhine kullanılabilir mi? Hekim kendisini yargılayacak ya da alaya alacak mı? (Çıldırmış, akıl hastası, yetersiz, beceriksiz, bir işe yaramayan, alkolik, sorumsuz, ahlaksız v.b.). Hekim gerçek durumunu, sorunlarını anlayabilecek mi? Yardım edebilecek mi? gibi. Hekime gelmeden önce kendi içinde uzun süre hesaplaşma, kararsızlık yaşamış olabilir. Hekimden kuşkuları, güvensizliği yanında; gerçeğe uymayan -sihirli, büyüsel, olağanüstü- istek ve beklentileri de olabilir. Hekime gitmekle her şeyin düzeleceği, vereceği bir ilaç, söyleyeceği bir söz, yapacağı büyüsel bir işlemle her şeyin çözümleneceğini, beklentilerinin hemen-şimdi orada karşılanacağını düşleyebilir. Bu tür beklentilerin olduğu durumlarda düş kırıklığı kaçınılmazdır. Bir hekimin bu tür ya da benzeri soru ve sorunların olabileceğini bilerek görüşmeyi sürdürmesi gerekir. Bu nedenle aşağıda sıralanan ilkeler göz önünde tutmalıdır.
Hasta hekim arasında en temel ve en önemli olgu güven dir. Güvenmeyen birisi hekime gitmez. Gitse de gerçeği söylemez. Hekimin verdiği ilaçları kullanmaz. Önerileri uygulamaz. Güvensizlik duygusunun oluşmasında hastanın kişiliği ve karşılaştığı olayların etkisi olabilir. Hekimin güvensizliğin kırılmasında, güven duygusunun gelişmesinde yapabileceği çok şey vardır. Öncelikle hekim de bir insandır. Olağanüstü yetki ve gücü yoktur. Yapabileceğinin sınırlarını bilmesi gerekir. Yapamayacağı ya da yapılamayacak önerilerde bulunmamalıdır. Hastasından aldığı tüm bilgiler yalnız hastaya tanı koyma ve yardım etmeye yönelik olmalıdır. Alınan bilgiler kesinkes hiçbir kişi ya da kuruma verilmemeli, verilmeyeceğine hasta inandırılmalıdır. İstemediği, şimdilik hazır olmadığı ya da hiçbir zaman anlatamayacağı sorunlarının olabileceği söylenmeli, sakınca bulduğu konuları anlatması yönünde ısrarlı olmamalı, zorlamamalıdır. Hasta ve yakınlarının sorduğu sorulara olabildiğince nesnel, açık, somut ve anlaşılabilecek yanıtlar vermelidir. Gereksiz bilimsel ayrıntılardan, yorumlardan, açıklığa kavuşmamış olasılıklardan söz etmemelidir. Söylenen her sözün getirebileceği sorun ve sorumlulukları iyi ölçüp-tartmalıdır.
Hasta önemli sorunlarında hekimin karar vermesini isteyebilir. Kuşkusuz kimi durumlarda açık seçik görüş bildirilebilir. Psikotik bir hasta için “şimdi evlenemez; Bu durumuyla askerlik yapmamalı” gibi Ancak "karımdan ayrılsam mı, bu kişiyle evlensem mi?" gibi sorularda hekimin "ayrıl" ya da "evlen" deme yetkisi yoktur. Bununla birlikte hastanın sorunlarını ve koşullarını, seçeneklerini düşünmesine çözüm aramasına yardımcı olunabilir. Sonuçta karar verme yetki ve sorumluluğu ilgili kişinindir. Hekimin değildir.
Hasta ile görüşürken ilgili-sabırlı-anlayışlı-önyargısız ve hoşgörülü olmalıdır. kabullenmeli, eşduyum gösterebilmelidir.
Hasta büyük bir iç çatışma ve çelişki içinde hekime gelmiş olabilir. Anlattıkları oldukça ilginç, toplumsal ve töresel değerlere, gelenek ve göreneklere uygun düşmeyen bir yönde olabilir. Hekimin ilgisi hastaya ya da anlattığı ilginç olaylara değil: "Bu kişinin sorunları ne? Bu sorunları neden sorun ediyor? Bu sorunlar gerçekte sorun edilmeye değer mi? Bu sorunlarda kendi payı ne? Yakınlarının ve çevresinin etkisi ne olmuş olabilir? neleri nasıl değiştirebilir? Neleri kabullenebilir ya da uyum yapabilir? Bir insan olarak -onun yerinde ben olsam-ne düşünürdüm ne yapardım? Bir hekim olarak benim yardımım ne olabilir? gibi sorulara yanıt aramaya yönelik olmalıdır. Kuşkusuz bunun için hastayı kabullenmek, sabırla, ilgiyle, yargılamadan dinlemek, anlamaya çalışmak gerekir. Hekim iyi bir dinleyici olmalıdır. Gereksiz, kalıplaşmış, kilişeleşmiş açıklama ve yorumlardan kaçınmalıdır. Kendi görüş, düşünce ve yargılarını sorunlarını kendine saklamalıdır. Özel yaşamından ve sorunlarından söz etmemelidir.
İnsanlar arası iletişimde iki önemli öğe vardır 1-Sözel 2-Sözsüz. Sözlü iletişimde seçilen sözcükler, tümceler, anlatılan olaylar ve olayların kurgusu çok önemlidir. Kişinin gerçekte sorunu ne? Gerçek sorununu içtenlikle anlatmak istiyor mu? Yoksa ikircikli mi? Bilinçli ya da bilinçdışı çarpıtma ya da saptırmaları oluyor mu? Eğitim ve ekinsel geçmişinden gelen güçlükleri var mı? Geçmişte yaşadığı olaylarla şimdi yaşamakta olduğu olayları ayırt edebiliyor mu? Olaylar arası bağlantı kurabiliyor mu? Olay ya da sorunlarda kendi payını, kendi sorumluluğunu görebiliyor mu -iç görüsü (insight) var mı? Sözsüz iletişim yolları (beden dili) nelerdir? Genel görünümü, giyimi, saç biçimi, makyaj ve takıları, yürüyüşü, el-ayak-yüz devinimleri, ses tonu, sözcüklere verdiği yüklem, ağlama, gülme gibi davranışları da kişi ve kişinin içinde bulunduğu durumla ilgili önemli bilgiler, iletiler (mesaj) verebilir. Hastanın anlattığı olaylar ve sorunlar, çok acı, çok üzücü, çok garip ya da çok gülünç olabilir. Hastayı dinlerken taştan bir yontu gibi durmak hem olanaksız, hem de yapaydır. Hekim de sözel ya da sözel olmayan dili -ölçülü, dengeli ve yerinde olmak koşuluyla- kullanabilir. Ancak hastayla ağlanır, üzülünür ya da gülünürse de son derece yanlıştır. Görüşmede başlangıçta hastanın bir süre dilediği gibi, içinden geldiği gibi konuşmasına ya da davranmasına -zararlı olmaması koşuluyla- izin verilebilir. Hastanın görüşmeyi kendi istediği yöne çekme, gereksiz ve abartılı ayrıntılara girme, aynı olayları sürekli yineleme, kendine ya da çevreye zarar verme girişimleri olursa önlenmelidir. Görüşme ve iletişimi yönlendiren, yöneten, geliştiren hasta değil; hekim olmalıdır.
Dinsel, cinsel, siyasal sorun ve eğilimler konusunda zorlamamalı, üstüne gitmemelidir. Hasta konuşmak isterse ayrıntılara girilebilir. Özellikle bu alanlarda hekim kendi yargısını ve yorumunu kendine saklamalıdır.
Bu denli önemli ve özen, isteyen bir görüşmenin uygun bir yer-kapalı, gürültüsüz rahat bir ortam ve sürede (30-45 dakika) olması; gerekirse birden daha fazla görüşmelerle sürdürülmesi daha uygundur. Görüşme sırasında hastayı sıkmamak, bunaltmamak gerekir. İlgi ve sabırla dinlerken, gerektiğinde araya girerek - sözünü kesmeden- sorular sorulabilir: Genel anlatımların "-babam çok katı ve baskıcı" gibi- özgül- “bir örnek verebilir misiniz? gibi örnekleri istenebilir. Yüksüz ve yansız sorularla olay ya da kişilerle ilgili duyguları öğrenilebilir. Örneğin: "sözünü ettiğiniz olayları nasıl değerlendiriyor, o durumda ne duyuyor ne yapıyor, ya da içinizden ne yapmak geliyor" gibi.
Sözcük, soru ya da tümcelerde hastanın eğitim ve ekinsel durumu, yaşı, cinsiyeti, zeka düzeyi değerlendirilerek; olabildiğince yalın, açık ve anlaşılabilir olmalıdır. Yanlı, yargılayıcı yüklü sorulardan -"bu durumda babandan nefret ediyor musun" gibi- kaçınmak gerekir.
Genelde hastayı yalnız görmek gerekir. Ancak kuşkulu, güvensiz, taşkın, saldırgan bir hasta ise yakınları da alınmalıdır. Eşler ayrı ayrı ya da birlikte görülebilir. Aile -ana, baba ve çocuklar- görüşmesi de yapılabilir.
Tek kişiden, tek kaynaktan, tek yanlı alınan bilgiler yanıltıcı olabilir. Yukarda da belirtildiği gibi -bilinçli, bilinçsiz- olaylar çarpıtılabilir, değiştirilebilir. Öznel bir açıdan ve gereksinim içinde yorumlanabilir. Hekimin görev ve işlevi olabildiğince nesnel ölçütlerde görüşme ve bilgi almayı sürdürmek olmalıdır.
Hasta ya da yakınları, özel sorunları ile yakından ilgilenen bir hekime karşı duygusal yakınlık ya da minnet duyabilirler. Bu tür duygularla ilişkileri genişletmek, kurum dışında, toplumsal ilişkilerle sürdürmek isteyebilirler. Bu durumda sınır koymak, hekimin sorumluluğudur.

BENLİĞİN SAVUNMA DÜZENEKLERİ > psikiyatri ders notları

BENLİĞİN SAVUNMA DÜZENEKLERİ


İçten gelen (intra psişik), ya da dıştan gelen zorlarla (stres) bunaltıya düşen kişinin benliği (egosu) bunaltıdan kurtulmak, ruhsal dengesini ( psişik homoestazis) korumak için bir dizi savunma düzenekleri geliştirir. Bu düzenekler bilinç dışı süreçler olup; kişinin temel kalıtımsal ve dirimsel yapısı, ruhsal-cinsel-toplumsal gelişme ve olgunlaşma düzeyi, engele dayanma gücü, ya da güçsüzlüğü ile yakından ilgilidir. Bir başka deyişle yoğun ve sürekli kullanılan düzenekler bir kişinin kişilik özelliğini belirler.

OLGUNLAŞMAMIŞ -DERİN ÖZSEVER (NARSİSİSTİK)- SAVUNMALAR

1- Bastırma (repression-refoulement): Diğer düzeneklere temel olan bastırma ile; istenmeyen, acı veren, dürtü, anı ve deneyimler bilinç dışına itilerek saklanır. 2- Yadsıma (İnkar, denial, denegation): Benlik için tehlikeli, bunaltı doğuran bir gerçeğin yoksayılması, yadsınmasıdır.
3- Yansıtma (projection): Bilinç dışına atılan kimi duygu, dürtü ya da yaşantıların başkalarının üstüne atılması, ya da dışardan kendisine yönetiliyormuş gibi algılanmasıdır. Paranoid sanrılarda örneği çoktur.
4- Gerileme (regression): Ulaşılmış bir dönemin özelliklerinden daha geri, çocuksu davranış özellikleri göstermedir. Şizofrenik psikozlarda erişkin bir insan, bebeksi davranışlar gösterebilir.
5- İçe-atım (Introjection): Bir başka kişinin tüm varlığının ya da bir parçasının benliğin içine alınmasıdır.
6- Bölünme (splitting): İçe atılmış bir nesnenin olumlu ya da olumsuz yanlarından iki -ya da daha çok- ayrı kişi gibi ayrışarak benliğin bölünmesidir. Bir kişi aynı anda hem hasta, hem doktoru, hem sevgilisi gibi kendi kendisiyle konuşur, tartışır.
7- Çarpıtma (distortion): Nesnel gerçeğin değiştirilmesi, olayların çarpıtılmasıdır.
8- Blok (blocking): Düşünce kopukluğu
9- Şizoid düşlem (schizoid fantasy): Gerçekleşmeyecek, gerçeğe aykırı düşlemler.
NÖROTİK SAVUNMALAR

1- Saplanma (Fixation): Gelişme dönemlerine özgü kimi davranışların korunarak ileriki yaşlarda da sürdürülmesidir.
2- Çözülme (Dissociation): Histerik nevrozlarda; unutma (amnesia), uyurgezerlik (somnambulism), çoğul kişilik (multiple personality), büyük histerik bayılmalar, çıldırı (folie-hysterique), varsanılar (hallucinations) gibi örnekleri vardır.
3- Döndürme (conversion): Histerik nevrozlarda; inmeler (monopleji, hemipleji, parapleji), yürüyememe (abasia), ayakta duramama (astasia), kaskatı kesilme (opistotonus), kas gevşekliği (cataplexy), bel bükülmesi (kamptokormi), boyun çarpılması (tortikolis), ses kesilmesi (afoni), dil tutulması, seyirce (tik), değişik duyu bozuklukları ve nörovejetatif belirtiler sayılabilir.
4- Yer değiştirme (displacement): Bir dürtünün asıl nesnesinden başka bir nesneye yöneltilmesidir. Fobik ve obsessif-kompulsif nevrozlarda olduğu gibi.
5- Yap-boz (undoing): Bilinç dışı, birbirine karşıt dürtülerin etkisiyle birbirine karşıt duygu ve davranışları aynı anda gösterme. Havagazını açıp kapama gibi.
6- Karşıt tepkiler kurma (reaction-formation): Bilinç dışı yasak dürtülerin, tam karşıtı tepkimeler. Kin, nefret ve öfkeye karşı saygılı, sevecen ve nazik davranma gibi.
7- Yalıtma (isolation): Acı veren yaşantıları anımsamakla birlikte eşdeğer duyusal tepkilerde bulunmama. Karşılaştığı çok acı ağır bir kazayı anlatırken kendisiyle ilgisi yokmuş gibi davranma.
8- Kendine yöneltme (turning toward one's self): Öfke ve saldırganlık dürtüleriyle kendini yaralama, özkıyım.
9- Eyleme vuruk davranış (acting-out): Bilinç dışı bir dürtünün etkisiyle gösterilen uygunsuz davranışlar. Evden kaçma, sağaltıma karşı davranma gibi.
10- Edilgen-saldırgan davranış (passive-aggressive behavior): Öfke ve saldırganlık dürtülerini dolaylı ve edilgen bir biçimde tepkiye dönüştürme. Suya gidip testiyi kırma gibi.
11- Dışarıda tutma (externalization): Kendi sorun ve iç çatışmalarını bastırıp, çevresel olay ve sorunlarla uğraşma. Ya da kendi yetersizliklerini dışarda arama (yansıtmadan ayrı olarak)
12- Özdeşim (Identification): Gelişme çağında beğendiğimiz, saygı duyduğumuz kişilerin kimi özelliklerini alarak benliğimize katarız.
13- Yansıtmalı özdeşim (projective identification): Olması istenen özellikler ana-babaya yansıtılarak, onlarda varsayarak özdeşim yapma.
14- Ussallaştırma (rationalization): Kendimizle ilgili yanlışlara aksaklıklara benliğimizi rahatlatacak açıklama ya da özürler bulma (mantığa bürünme)
15- Anlıksallaştırma (Intellectualization): Dışarıda tutma ve ussallaştırmada olduğu gibi, benlik için acı gelen olaylar yerine yapay, ekinsel, yüzeysel, tanımsal açıklamalara yönelme.
16- Somutlaştırma (Concretization): Nedenini bilmediğimiz iç çatışmaların yarattığı bunaltıyı, somut, bilinen, yalın olaylarla açıklama eğilimi.
17- Hastalık Hastalığı (Hypochondriasis): Gerçekte bedensel bir hastalığı olmamasına karşın, bedensel bir hastalığı varmışcasına hastalık saplantısı. 18- Bedenselleştirme (somatization): Ruhsal çatışma ve sorunları organ yakınmaları biçiminde ortaya koyma.
19- Cinselleştirme (sexualization): Cinsellikle ilgili olmayan sorunları bile cinsel sorunlara kaydırma.
20- Düşkurma (fantasy): Gerçeğe uysun, uymasın düşleme dalma eğilimi.
21- Denetleme (Controlling): Sürekli olarak kendini ve davranışlarını denetim altına alma eğilimi.


OLGUN SAVUNMALAR

Olgun bir insan, kendiyle barışık, iç çatışmalarını en aza indirebilmiş, engellenme eşiği yüksek, olgunlaşmamış ve nörötik savunma düzenekleri yerine; sağlıklı çözümler ve savunma düzenekleri geliştirebilmiş kişidir. Bu düzeneklere örnek olarak:
1- Yüceleştirme (sublimation): Bilinç dışı istek ve dürtülerini toplumsal değeryargı ve törelere uygun bir biçimde, kendine ve topluma yararlı uğraş ve çabalarla olumlu sonuçlara eriştirmedir. Yazında, sanatta, bilimde, yönetimde başarılı olmuş kişilerde olduğu gibi.
2- Bastırma (suppression): Bilinçli ya da yarıbilinçli kararlarla bilinçdışı dürtü ve çatışmalarını bekletebilme, erteleyebilme yetisi.
3- Kişisel zevklerden arınma (ascetism): Haz ilkesi yerine, gerçeklik ilkesini egemen kılabilme.
4- Bekleyebilme (anticipation): "Ne itersem, ne zaman istersem, isterim" değil, istek ve gereksinimlerini bekletebilme, erteleyebilme, koşullar uygun değilse vazgeçebilme.
5- Güldürü yetisi (mizah-humor): Kendi yanlışlarını görebilme, olayları ince bir espriyle eleştirebilme, güldürebilme, gülebilme yetisi.
6- Başkalarını düşünme (altruism): Kendi gibi diğer kişilerin hak ve özgürlüklerine saygılı olma. Katı bir bencillik yerine elseverlik, elindeki değerlerine paylaşabilme.

Bellek,içgörü,zeka >psikiyatri ders notları

BELLEK

Kısa bir süre önce, birkaç hafta ve ay içinde ya da yıllar önce yaşanmış yaşantı ve bilgiler belleğimize geçirilerek saklanır. Gerektiği yerde anımsanır. Genelde nörolojik bozukluklarda bellek (kayıt, saklama, anımsama) bozukluğu görülür.
A- Unutma (Amnesia): Geçmiş yaşantıları anımsamada tam ya da kismi yetersizlik. OLaydan sonrasını (anterograde), olaydan öncesini (retrograde) unutma türünde olabilir.
B- Çarpık Anımsama (Paramnesia):
1- Yanlış tanıma (false recognition, fausse reconnaisance)
2- Gerçek, yaşanmış olaylara yanlış eklemeler yapma (retrospective falsification)
3- Öykü uydurma (Confabulation): Bilinç dışı istek ve dürtülerle bellek boşluklarını, gerçek ya da düşsel olaylarla doldurma.
4- Deja vu - Deja entendu: Daha önce görmediği,duymadığı şeyleri duyduğunu, gördüğünü söyleme
5- Jamais vu - Jamais entendu: Gördüğü ya da duyduğu nesne yada olayları görmediğini, duymadığını söyleme.
6- Deja pense: Daha önce hiç düşünmediği söylemediği düşünceleri,düşündüğünü söyleme
C- Bellek ve anımsamada artış (hyperamnesia)
D- Düşsel İmge (Eidetic Image): Hemen hemen varsanısal canlılıkta görsel bellek.
E- Ekran belleği (Screen memory): Acı dolu bir anıyı bilinçli dayanılabilir bir biçimde anımsama
F- Kesintili Bellek (Lethologica): Bir adı ya da bir sıfatı geçici süre anımsayamama.

ZEKA

Zeka yaşantı ve bilgileri anlama, kavrama, öğrenme, belleğinde tutma, gerektiğinde anımsayabilme, öğrendiklerini kullanabilme, yargılama, bildikleriyle yeni sorunları çözebilme, yeni beceriler edinebilme ve yaratıcılık yetisi olarak tanımlanabilir.
A- Zeka Geriliği
1- Hafif zeka geriliği(moron - debil)Z.B.(IQ)=50-70
2- Orta zeka geriliği(imbecile)Z.B.(IQ)=35-49(3-7yaş)
3- Ağır zeka geriliği(idiot) Z.B.(IQ)=20-34(1-3 yaş)
4- Derin zeka geriliği Z.B.(IQ)=0-19 (0-1 yaş)
B- Bunama (Dementia): Beyin göze ve dokularındaki yıpranma ve yıkım sonucu ortaya çıkan anlıksal (entellektüel) yetilerdeki gerileme ve bozukluktur.
C- Yalancı demans (Pseudodementia): Organik kökene bağlı olmayan demansa benzeyen klinik özelliklerin bulunduğu bir durum; sıklıkla depresyonda görülür.
D- Somut Düşünme (Concrete Thinking): Sözcük, kavram ve tümceleri, atasözü ve deyimleri olduğu gibi anlama, yorumlayamama çocukluk döneminde doğaldır, büyümeyle koşut soyut düşünce yetisi gelişir. Şizofrenik psikozlarda soyut düşünceden somut düşünceye gerileme olur.
E- Soyut Düşünme (Abstract thinking): Çok boyutlu, kapsamlı düşünme; gördüğü ve duyduğu olayları bilimsel ve nesnel ölçülerde yorumlayabilme yetisi

(Insight)

Yakınma ve belirtilerin gösterdiği davranışları, gerçeğe uygun bir biçimde tanıyabilme, yorumlayabilme, geçmiş yaşantı ve sorunları ile olası bağlantılarını kurabilme yetisi.
A- Tanımsal içgörü (Intellectual insight): Gerçekten inanarak, kabullenerek değil kuramsal ve bilişsel düzeyde bir içgörü.
B- Gerçek İçgörü: Davranışları ile duygu ve düşünceleri arasında uyumlu, gerçek, nesnel, bilimsel ilişki kurabilme sorunlarını ve sorunlarda kendi payını görebilme yetisi.
C- İçgörü Azlığı (Impaired insight): Yadsıma, yansıtma, ussallaştırma savunma düzeneklerini yoğun kullanarak davranış ve tepkimelerinin gerçek, nesnel yüzünü anlamakta, yorumlamakta güçlük
YARGILAMA (Judgement)

Bir olayı, bir durumu gerçeğe uygun bir biçimde değerlendirebilme ve karar verebilme yetisi
A- Eleştirisel Yargılama (Critical judgement)
B- Kendiliğinden Yargılama (Automatic judgement)
C- Yargı Bozukluğu (Impaired judgement): Yanlış, eksik yargılama

ürolojide tani yöntemleri-ürografi,direkt üriner sistem grafisi(düsg)

DIREKT ÜRINER SISTEM GRAFISI ( DÜSG )
En basit üroradyolojik yöntem olup idrar yolunun radyolojik muayenesinin ilk adimidir.Teknik olarak 11-12 torakal vertebra altindan simfizis pubise

Ürolojide idrar tahlili ve Tanı

IDRAR TAHLILI
Ürolojik yakinmasi olan hastanin ilk laboratuvar muayenesi idrar tahlilidir.Test çubuklariyla muayene odasinda bile idrar tahlili yapilabilmesine ragmen, tam idrar tahlili kimyasal ve mikroskopik analizleri içermelidir.Test çubuklariyla muayene normalse, mikroskopik muayeneye gerek yoktur, fakat hastanin yakinmalari dikkate alinirsa santrifüj çökeleginin mikroskopik muayenesi yapilmalidir.
Idrar örneginin alinmasi: Idrar örnegi muayene yerinde alinmali ve sabah çikartilan ilk idrar olmasi tercih edilmelidir.Alindiktan sonra bir saat içinde idrar muayene edilmelidir.Bekleyen idrarda eritrositlerin parçalanmasi, silendirlerin bozulmasi ve bakterilerin hizla çogalmasi sonucu ve ayrica prostat muayenesinden sonra alinan idrar örnegine prostat sekresyonunun karismasi sonucu elde edilen tahlil sonuçlarinin güvenirligi azalir.Yemeklerden sonra alinan idrar pH si alkali olur. Meadan kontaminasyon olabilir, bunun ortadan kaldirmak için herzaman orta akim idrari örnek olarak alinmalidir. Bayanlarda vulvadan kontaminasyonu önlemek için, mutlaka uygun temizlik yapildiktan sonra orta akim idrari alinmalidir.
Kataterli hastalarda,kataterin iç kismi kapatilir ve kataterin içi idrarla dolacak kadar beklenir ve kataterin dis yüzü alkol-iyot veya benzer bir solüsyonla silindikten sonra igneli enjektörle katater içine girilip idrar aspire edilir.
Idar örneginin alinmasi güç olan durumlarda ve çocuklarda, cildin uygun temizligi yapildiktan sonra ve mesanenin asiri dolgun olmasi sartiyla suprapubik igne aspirasyonu yapilir.
Idrarin makroskopik muayenesi
Renk ve Görünüs: Idrar içindeki ürokrom miktarina bagli olarak normalde sari renktedir. Alinan ilaçlar ve gidalara bagli olarak idrar rengi degisebilir. Flutamid, fenazopiridin, fenasetin ve B vitamini gibi ilaçlara bagli olarak idrar rengi saridan portakal rengine kadar degisir.Kronik agir metal (kursun, civa) zehirlenmelerinde, nitrofrontain, metildopa ve rifampin gibi ilaçlarin alindigi durumlarda idrar rengi kirmizidan kahve rengine kadar degisir. Melanüride, methemoglobinüride ve alkaptanüride idrar rengi koyu kahve renginden siyaha kadar degisir.
Siddetli adale travmasi sonucu myoglobinüri, hemolizi takiben hemoglobinüriye bagli olarak ve pancar yedikten sonra idrarin rengi kirmizi olur.Hematüriyi bu durumdan ayirt etmek için mikroskopik muayene gereklidir. Genellikle bulanik idrar piyüriyi akla getirir. Fakat asiri fosfat atilimi da idrari bulanik yaparsada asit ilavesiyle bu bulaniklik kaybolur.
Dansite: Distile suyun sifir noktasina ayarlandigi ölçüm aleti ile idrar içindeki eriyik maddelerin agirlik ölçümüdür. Normali 1003-1030 olup böbrek fonksiyonlarinin degerlendirilmesine yardimci basit ve pratik bir testdir.Kafa içi travmalarindan sonra antidiüretik hormon(ADH) ve vazopresin eksikligine bagli,primer diabetes insibituslu hastalarda asiri diüreze bagli,akut tubululer hasarli hastalarda absorbsiyon bozukluguna bagli olarak idrar dansitesi 1010 un altinda kalir. Idrarda bulunan glikoz, protein, plasma volüm genisleticileri veya intravenöz kontrast maddelerin bulunmasi idrar dansite ölçümünü yükseltir. Ürografi sonrasi alinan idrar örneginde dansite 1040-1050 ye kadar yükselebilir.Idrar dansitesinin ölçümünü dogrulamak için, her 100 ml idrarda 0.3 gr. seker veya 0.4 gr protein için ölçülen sayidan 1 çikartilmali ve ölçüm 20 0C de yapilmalidir, oda isisinin her +,- 3 0C için de 1 sayisi eklenmelidir. Bazan idrar dansite degerini teyid etmek için idrar ozmolalitesi ölçülmelidir.Ozmolalitenin normal degerleri 40-80 m Osm / Kg su ile 800-1400 mOsm/ Kg su dur

KIMYASAL TESTLER
Son yillarda ölçüm bantlariyla bu testler oldukça kolaylasmistir. Fakat bunlar oda isisinda kullanilmali ve miadi kontrol edilmelidir.Ayrica dilüye idrarda hamilelik testi yanlis negatif, konsantre idrarda protein ölçümü yanlis pozitif sonuç verebilir.
1-P H
Idrar PH sini ölçmek, idrar yolu enfeksiyonlarinin ve tas hastalarinin tedavisinin düzenlenmesine yardim eder.Idrar PH si 5.0-7.5 arasinda degisir.Incelenecek idrarin yeni ve yemeklerden 2-3 saat sonra alinmis olmasi gereklidir. Beklemis ve yemekten hemen sonra alinan idrar alkali olur.Renal tubuler asidoz durumunda nefrokalsinozis veya kalsiyum taslari olusabilir ve idrar asidiktir. Üre parçalayan mikroorganizmalarin yapmis oldugu enfeksiyonlarda bakteri üreyi parçalayarak amonyum ve karbondioksit olusturur ve PH 7-7.5' un üzerine çikar.Yine sistin ve ürik asit taslari olan hastalarda idrar asidiktir.
2-Protein
Normal bir insanda 24 saatte 20 mg kadar protein atilir ve bunun takriben yarisi albümindir. Zorlu ekzersizlerden sonra bu miktar artabilir. Idrarda > 150 mg / 24 saat protein bulunmasi glomerülonefriti veya kanser gibi önemli bir hastaligi akla getirir.
Idrarda bulunan proteini ölçme yöntemlerinden en sik kullanilani test bantlaridir. Bilinmesi gereken önemli nokta; dilüye idrarda protein ölçümü yanlis negatif ve konsantre idrarda ise yanlis pozitif sonuç verebilir. Test bantinin üzerinde bromfenol emdirilmis bölgeler, idrardaki protein miktarina göre yesilin degisik tonlarinda renk gösterir.Bir pozitiflik sonuç veya negatif sonuç saptanmis fakat klinik durum süpheli ise test tekrarlanmalidir. Lökositüri,eritrositüri,prostatik sekresyon ve vezikuloseminalis sivisinin varliginda yanlis pozitif sonuç alinir. Bu metodla Benje-Johns proteini ölçülemez. Benje-Johns proteinini degerlendirmek için, içinde su bulunan bir kapta idrar yavas yavas isitilir. Myelomada küçük moleküllü protein varsa idrar bulaniklasir isi 80 dereceye ulastiginda bulaniklik kaybolur. Bu protein multiple myelomalarin % 50-60 inda bulunur, negatif sonuç hastaligi ekarte ettirmez.
Idrarda protein miktarini kantitatif ölçmek için Esbach metodu kullanilir. Toplanmis 24 saatlik idrar karistirilarak içinden bir miktari alinip üzeri özel isaretli ve tabana dogru koniklesen Esbach tüpüne konur. Çökeltinin tam olusmasi için 24 saat beklenmesi daha faydalidir. Tüp üzerinde okunan rakam bir litrelik idrarin protein miktaridir ve buna göre 24 saatlik idrar hacmindeki miktari hesaplanir.
3- Glukoz
Genellikle kabul edilen serum glukoz seviyesinin 180 mg/dl nin üzerinde olmasi durumunda glukozürinin meydana geldigidir.Ölçüm bantlarindaki glukoz oksidaz-peroksidaz testleri oldukça güvenilir sonuç verir.Yüksek doz aspirin, askorbik asit veya sefalosporin almis olan hastalarda yanlis pozitif sonuçlar verebilir.
4- Hemoglobin
Hemoglobin ölçümü idrardaki eritrositler için hasas degildir onun için süpheli durumlarda idrarin mikroskopik muayenesi gereklidir. Idrarda serbest hemoglobin veya myoglobin varligi pozitif sonuç verirken,askorbik asit varliginda yanlis negatif sonuç verebilir.
5-Bakteri ve lökosit
Özellikle enterobakterler gibi nitrati nitrite çevirebilen bakteriler için duyarlidir.Test pozitif oldugunda mililitrede 100 000 den fazla bakteri bulundugunu belirtir. Bu ölçüm mesanede dört saat kadar beklemis idrarda yapilmalidir.Idrarda c vitamini varsa veya idrarda nitrat yoksa yahut idrarda bulunan bakteri nitrat reduktaz enzimi ihtiva etmiyorsa yanlis negatif sanuç alinir.
Granülositik lökositlerdeki esteraz içerigine dayanan piyürinin güvenilir bir göstergesidir, öyleki lökositler parçalanmis olsa bile test pozitif kalir. Idrarda glukoz, fenazopiridin, nirofrontoin, vitamin c veya rifampin bulunmasi halinde lökosit esteraz testi yanlis negatif sonuç verebilir.
IDRARIN MIKROSKOPIK ANALIZI
Üriner sistem hastaliklarinin tani ve takibinde idrarin mikroskopik analizi çok önemlidir.Taze idrardan alinin 10 ml'lik örnek 2 000 - 3 000 devirde 5 dakika santrifüj edilir. Çökelek lam üzerine damlatilip lamelle kapatilir, önce 10' luk sonra 40'lik büyütme ile incelenir.
Küçük büyütme (10X) ile genis bir alani incelemek mümkün olur ve su 6 parametre degerlendirilir; eritrosit silendirleri, hücresel silendirler, trikomonas, lökosit, eritrosit ve sistin kristalleri.Mevcut bulgulari daha iyi degerlendirmek için büyük büyütme (40X) ile incelenmelidir. Bu sekilde bakteri ve mantarlari saptamak mümkündür, alan içerisinde görülen herbir bakteri mililitrede 20 000 bakteriyi ifade eder, iki ile bes bakteri ise 100 000 /ml bakteriyi ifade eder.
Lökosit: eritrositlerden daha büyük , daha yuvarlak ve içerisnde çekirdek granüllerin görülmesiyle kolaylikla taninir. Büyük büyütme alani içerisinde erkekte 2 bayanda 5 in üzerinde lökosit görülmesi patolojik olarak kabul edilir. Bu bulgunun önemi hastanin hidratasyon durumuna ve idrar örneginin alinma metoduna göre degisirtiginden hastanin yakinmasi göz önüne alinarak tanisal degerlendirme yapilmalididr.
Eritrosit: küçük, yuvarlak, mikroskopun mikrometresini oynatinca refle veren (çift kenarli görülebilen) ve seffaf hücredir. Birkaç eritrosit görmek bile patolojik kabul edilir ve sebebinin arastirilmasi gerekir. Fakat yorucu bir egzersizden sonra,vajinal kanamaya bagli ve idrar yollarina bitisik veya yakin organlardaki enflamasyonuna (divertikülit, appandisit gibi) bagli olarak mikroskopik hematüri görülebilir. Mikroskopik hematüri durumunda üç kadeh testi kanamanin yerini tayin etme bakimindan faydalidir.Buna göre baslangiç idrari anterior üretra, orta akim idrari mesane , üreter ve böbrek ve son kisim idrari ise mesane boynu ve uretra hakkinda bilgi verir.
Epitel hücreleri: Skuamöz epitel hücrelerinin idrarda bulunusu , erkekte distal üretradan ve bayanlarda vulvadan kontamine oludugunu ifade eder.Transizyonal epitel hücreler idrarda bulunabilir, ancak bu hücrelerin nukleuslarinin büyük olmasi, çok sayida nukleol içermesi ve nukleus-stoplazma oraninin büyük olmasi maliynite açisindan dikkate alinmalidir.
Silendirler: Genellikle distal tubulus ve toplayici kanallarda hücre ve proteinlerin presipitasyonu sonucu olusur.Bu kanallarda idrar akiminin yavas, ozmolalitenin ve asiditenin yüksek oldugu zamanlarda silendirlerin tesektülü daha kolay olmaktadir.Silendirler normal idrarda bulunmaz, eger varsa intrensek böbrek hastaliginin belirtisidir.Silendirler alkali idrarda nadiren görülür, bu sebeple uzun süre bekletilmis idrar örneginde veya idrarini asidlestiremiyen ileri safha böbrek yetmezligi olan hastalarda silendir görülemez.
Silendileir genellike toplu halde ve lamelin kenarlarina yakin bulunurlar, bu durum mikroskopik muayenede hatirlanmalidir.
Lökosit silendirler pyelonefrit için karakteristiktir fakat tani için tek kesin bulgu degildir. Bunlari epitel hücreli silendirlerden ve hyalin silendirlerden ayirt etmede hücre çekirdegi ile ilgili ayrintiyi belirginlestirmek için lamelin kenarindan asetik asit damlatilir.
Epitel hücreli silendirler: Bunlarda intrensik renal hastaligi akla getirir ve tani için daha ileri arastirma gereklidir.
Eritrosit silendirler: Hyalen silendire eritrositlerin girmesiyle olusur ve glomerulit veya vaskulitin tanisal bulgusudur.
Hyalen silendirler: Globulin ve mukus karisiminin tübüllerde birikmesinden meydana gelir ve az sayida oldugunda önemi yoktur zira ekzersizlerden sonra .konsantre veya ileri derecede asit idrarlarda bulunabilir.
Granüllü silendirler:Çesitli glomerulonefritlerde görülür,daha önce mevcut olan eritrosit, lökosit ve epitel hücrelerinin parçalanmasiyla meydana gelir.Daha önce hücre silendiri olmalari ve glomerulonefritin devamini göstermesi bakimindan önemlidir.
Oval yag cisimcikleri: Renal tübüler hücrelere yag damlaciklarinin girmesiyle olusur. Nefrotik sendrom için tanisaldir ve isik mikroskopu ile dogrudan görülürler.
Diger bulgular: Hiçbir hastaligin göstergesi olmiyan ve normal idrarda olusan kristaller görülür.En sik görülen kristaller; asit idrarda oksalat ve alkali idrarda fosfat kristalleridir.Sistin,lösin,tirosin kristalleri patolojik bulgulardir.
Teknigine uygun alinmis idrar örneginde trikomonas ve mantar hücrelerinin görülmesi tani için yeterlidir ve hastayi tedaviye baslanir
RADYOLOJIK MUAYENE YÖNTEMLERI
Radyografi(Röntgenografi),1895 de Wilhelm Röntgen den beri radyopak taslarin görüntülenmesinde kullanilmakta olan en eski ürolojik tani yöntemidir.Burada kullanilan X isinlari, elektromanyetik spektrumda ?? isinlari ve ultraviyole isinlari arasinda bulunan foton enerjili elektromanyetik dalgalardir. Radyografinin esasi dokulardan geçen X isinlarinin absorbsiyon farkliligina dayanmaktadir.Gereksiz kullanilan X isinlarinin, özelikle gonatlar ve hamileligin ilk aylarinda fetus üzerindeki zararli etkileri çok iyi bilinmelidir.
Dokulardan geçen X isinlarinin absorbsiyon farkliligindan dogan görüntülerin belirginligini artirmak için radyodiagnostik kontrast maddeler kullanilir. Radyodiagnostik kontrast maddelerin sivi olanlari iyod, jel kivaminda olanlari baryum ihtiva ederler ve gaz olanlari hava, nitroz oksit ve karbon dioksittir. üç degerli iyot bilesiklerinin takriben % 5 gibi istenmiyen reaksiyonlari görülür.Bu reaksiyonlarin çogu (bulanti, kusma, kurdesen gibi cilt reaksiyonlari) önemsiz olup tedaviyi gerektirmez. Fakat kardiopulmoner veya anaflaktik reaksiyonlar çok az veya hiç ön uyari olmaksizin meydana gelir ve hayati tehdit edebilecegi gibi nadiren ölüm de olabilir.Bu durumda ölüm orani takriben 1 / 40 000 dir.Istenmeyen reaksiyonlara karsi ön test için hiçbir güvenilir metod yoktur.Astim gibi bilinen bir atopi, risk faktörü teskil etmektedir. Iyonik olmayan monomerler veya monoasidik dimerler gibi yeni kontrast maddelerin istenmeyen etkileri, iyonik olanlarinkinin 1/3 ü kadardir. Bu kontrast maddelerin % 75-85 i glomerüllerden filtre edilir ve % 15 - 25 i tübüllerden sekresyon yoluyla toplayici sisteme geçerler.
Kontrast madde plazmadan 5-6 defa daha fazla ozmolariteye sahip oldugu için bazi zararli etkileri beklenir, bunlar endotel yüzeyinde bozulma ve iki endotel hücresi arasindaki kavsagin açilmasidir. Böbrekte toksik etkinin mekanizmasi tam açikliga kavusmamakla beraber renal perfüzyonda azalmayi tesfik ettigi,glomeruler ve tubuler hasara sebep oldugu ileri sürülmektedir.Ayrica iki özel proteinin( Tamm-Horsfall ve Bence Jones) kontrast madde ile birleserek tubüllerde silindir olusturdugu düsünülmektedir. Kronik renal yetmezligi olanlarda zararli etki oldukça nadirdir, fakat sinirda renal yetmezlik hali ve degisik derecelerde bulunan oligüri hali renal toksisitenin olusmasina katkida bulunan önemli faktörlerdir.
Radyografi öncesi hastanin hazirlanmasi:
Barsak temizligi arzu edilen durumdur,böylece yaniltici görüntüler ve barsak gazlari giderilir.Bu amaçla en sik kullanilan ajan hind yagidir fakat ayni amaca ulasan sentetik ve dogal diger purgatiflerde kullanilir.On yasin altindaki çocuklarda barsak temizligine gerek yoktur.Bir gece öncesinden barsak temizligi yapildiktan sonra sabah aç karnina gerekli radyolojik çalisma yapilir.
Hastalarin dehidrate edilmesi gerekmez ve özellikle 2 yasin altindaki çocuklarda,zayif güçsüz ve yasli hastalarda, diabetes mellituslularda ve renal yetmezlik, multiple myeloma veya hiperürisemik durumlarda dehidratasyondan kaçinilmalidir.

BAYANLARDA GENITAL ORGAN MUAYENESI

BAYANLARDA GENITAL ORGAN MUAYENESI
Bayanlarda genital organ hastaliklari sekonder olarak üriner organlarada sirayet edebilir, bu sebeble tam jinekolojik muayene yapmak gereklidir.
Jinekoloji pozisyonunda yatirilan hastanin eksternal genital organlarinin inspeksiyonunda;Labia majorlar üzerinde küçük sebaseal kistler ve lipomlar görülebilir. Böbrek ve kalp hastaliklarinda veya pelvik bölgedeki karsinomalarda lenfatik tikanma sonucu vulvada ödem görülebilir.Vulvada herpes,çok sayida, küçük, kabarik ve dokunuldugunda çok agrili veziküllerle karakterizedir.Vulva erizipeli ates ve titremeyle birlikte hizla yayilan bir infeksiyon olup eksternal genital organlar sis ve kirmizidir.Pruritis vulva, monilya vajiniti,trikomonas vajiniti veya lökoplakiye bagli olabilir.Diabetik kadinlarda, gebelerde ve progestron -estrojen tipi oral kontraseptif kullanan kadinlarda monilia vajiniti sik görülür.Trikomonas vajinalis in neden oldugu vajinit ise siklikla cildi masere eder.Lökoplaki vulvada sedefi beyaz plak ve doku kalinlasmasi ile dikkati çeker. Koyu, beyaz, peynirimsi görünümlü bir eksuda candida albikansin neden oldugu monilia vajiniti için karakteristiktir. Bunun tersine trikomonas vajinitinde sari renkli ve bol miktarda akintinin ve mukozada nokta seklinde kanamalar nedeni ile epiteldeki çilek görünümü varligi dikkati çeker
Nadir vakalarda himende açiklik yoktur(himen imperforatus) ve bu nedenle adet akintisinin birikimi soncu öne dogru bombe ve mavi gri bir görünüm alir.Bu durum üretraya basi yaparak iseme bozukluklarina ve hatta idrar retansiyonuna yol açabilir. Himenin her iki yaninda ve dista,yaklasik olarak saat 4 ve 8 hizalarinda iki küçük çukurluk görülürki seksuel stimulasyonda yaglayici karakterde mukoid salgi yapan Bartholin (büyük vestibuler) bezlerin kanallarinin açilis yerleridir.Travma veya koliform organizmalar veya gonore enfeksiyonu sonucu bu bezler büyüyebilir ve agriya sebep olurlar.Infeksiyon ve travmanin iyilesmesinden sonra bezlerin kanallari tikandiginda sekresyon birikmesinden dolayi Bartholin kistleri gelisebilir.
üretranin iki yaninda bir sira küçük periüretral (Skene) bezler vardir ki bunlarin infeksionu olan Skenit halinde vajinanin ön duvari altindan üretraya masaj yapilmasiyla bakteriyolojik incelemeler için meadan az miktarda cerahat akar.üretral meatusda kirmizimsi, gevrek bir polipoid lezyon olan üretral karunkül görülebilir. Yasli bayanlarda vajinitle birlikte siklikla görülen senil uretrit, üretranin posterior dudaginin disari kivrilmasindan olusan kirmizimsi bir görünümle dikkati çekebilir.Bu durumda vajen duvari mukozasinda hemorajik alanlardan kaynaklanan benekler ve sari renkli pis kokulu akinti görülür. Vajen duvari da kalinlasmis olup rugalar silinmistir. Senil üretrit ve vajinitin kesin tanisi için, steril bir spatula veya dil basacagi ile vajen duvarindan hafif bastirilarak sürüntü alnir ve lam üzerine yayilir,lam havada kurumadan % 3 asetik asit ve % 50 etil alkol karisiminda tesbit edilerek üzerine lugol solusyonu damlatilir. Hücrelerdeki glikojenin kabul ettigi kahverengi boyanin rengi hizla uçtugu için pereparatin beklemeden muayene edilmesi gerekir.Normal hücreler boya kabul ederken hipoestrojenizmden dolayi glikojen eksikligi olan hücreler boyanamazlar.
Vajinal palpasyonla üretra veya trigonal bölgelerde bir indurasyonun varligi, buralarda mevcut olan bir tümörü getirir.Üreter alt ucundaki bir tas vajinal palpasyonla hissedilebilir.Hastanin ikinmasi sirasinada eger bir sistosel mevcutsa dikkatimizi çeker. Benzer sekilde bir rektosel varsa görülebilir, ayrica serviks vajen agzindan görünüyorsa uterus prolapsusu veya prosidensia söz konusudur. Bimanuel muayene ile uterusun büyümesi (hamilelik veya myoma uteri) veya hassasiyeti saptanabilir ayrica pelvik inflamatuvar hastaliklarin varliginda adnekslerde kistik kitleler ve hassasiyet saptanabilir. Bu kitlelerin hassasiyet derecesi hastaligin aktivitesi hakkinda fikir verir.
Bütün bu bulgular üriner semptomlarin sebebinin açiklanmasinda bize yardim eder.

ERKEK GENİTAL SİSTEM ANATOMİSİ

ERKEK GENITAL ORGAN ANATOMISI
PENIS
Penisde üç erektil silindirik yapi bulunur.Penisin dorsalateralinde iki korpus kavernozum ve bunlarin ventral tarafta olusturdugu olukta korpus spongiozum bulunur.Simfizis pubis seviyesinden itibaren proksimale dogru korpus

Mesane ve urethra

MESANE
Idrar rezervuari olarak görev yapan içi bos muskuler bir organdir.Bos durumda simfizis pubisin arkasinda, dolunca tamamen kemik pelvis içinde bulunur.Bebek ve çocuklarda biraz daha yukardadir.Akut veya kronik retansiyonda asiri doldugunda göbege kadar uzanabilir.
Erkekte mesane arka tarafinda seminal vezikül, vaz deferens, üreter ve rektum bulunur.Bayanlarda mesane ve rektum arasinda uterus bulunur.Mesane kubbesi ve posterior yüzü peritonla örtülüdür.
Mesane duvarinin iç yüzünde transizyonel epitelden ibaret mukoza bulunur.Mukozanin üzerinde konnektif ve elastik doku içeren submukoza (lamina propria) ve bunun da disinda (trigon bölgesi ve mesane boynu hariç) rastgele degisik tarzda sirküler, longitudinal ve spiral seyreden detrusor kas tabakasi bulunur.Detrusor kas tabakasininda disinda fibröz konnektif doku içeren adventisya tabakasi bulunur.
Üreterler posterolateralden oblik tarzda mesane duvarindan geçerek mesaneye açilarlar.Mesane duvarinin üreterin geçisine izin verdigi yere üreteral hiatus denir ve burasi mesane duvarinin en zayif bölgesidir.Iki üreter orifisi ile mesane boynu arasindaki alana trigon denir. Trigon, yüzeyel ve derin olmak üzere birbirinden kolaylikla ayrilabilen, iki kas dokusu tabakasindan ibarettir ve arkasinda da mesanenin kas dokusu olan detrusor bulunur.Mesane tabani mesanenin en fikse kismi olup içten disa dogru kas tabakalarindaki siralanma söyledir; 1-yüzeyel trigon 2- derin trigon 3-detrusorun iç longitudinal kas lifleri 4-detrusorun sirküler kas lifleri ve 5-detrusorun dis longitudinal kas lifleri.
Mesane boynu, internal sifinkter olarak görev görür ve çizgisiz kaslardan yapildigi için irade disi çalisir. Detrusor kas lifleri mesane boynuna yaklasirken belirgin üç tabaka (içte ve dista longitudinal,ortada sirküler) olusturur. Trigona ait kas lifleri üreter alt ucundan basliyan ve prostatik üretranin etrafina kadar uzanan üreterotrigonal kompleks içinde yer alir. Bu kompleksin ve prostatik üretra etrafinda internal sifinkteri olusturan kas liflerinin seyri söyledir; 1-Detrusorun iç longitudinal kas lifleri ve yüzeyel trigonun kas lifleriyle beraber huni seklinde prostatik üretranin etrafinda verumantanuma kadar, bayanlarda ise tüm üretra boyunca eksternal üretral meaya kadar yine longitudinal tarzda uzanir.
2-Detrusorun sirküler seyirli kas lifleri, mesane boynunda 2 cm uzunlugunda bir halka olusturur ve mesane boynundan geri dönerek radiyer tarzda detrusor içine yayilir. 3-Detrusorun dis longitudinal seyirli kas lifleri ise mesane boynunu sirküler ve spiral tarzda hertaraftan sarar ve prostatik üretranin proksimal kismindan geri dönerek tekrar detrusor liflerine katilir.Bu sirküler tarzda seyreden kas liflerinin bir kismi erkekte prostatin kasliflerine katilirki bu durum bayanlarda söz konusu degildir.
4-Derin trigonun kas lifleri mesane boynunun orta-arka tarafinda yogunlasarak sonlanir.
Mesane internal iliak (hipogastrik) arterden çikan üç daldan (üst,orta ve alt vezikal arter) kanlanir.Aynica obturator ve inferior gluteal arterlerden çikan küçük dallarla da kanlanir.Bayanlarda uterus ve vajinal arterlerin de dallari mesane kanlanmasina katilir. Mesane çevresine zengin ven pleksusu vardir ve bu ven pleksusu internal iliak (hipogastrik) vene basalir.
Mesanenin lenfatik kanallari vezikal, eksternal iliak,internal iliak (hipogastrik) ve komün iliak lenf nodlarina drene olurlar.

ürethra
Erkekte 20-21 cm uzunlugunda olup mesaneden eksternal meatusa kadar uzanir. Prostatik, membranöz (ikisine birlikte posterior üretra da denir) ve penil üretra (anterior üretra da denir) olmak üzere üç bölüme ayrilir.Penil üretranin ise bulboz ve pendüloz üretra ve fossa navikularis olmak üzere üç bölümü vardir.üretranin dört dar ve üç genis bölgesi vardir.Dar bölgeleri membranöz üretra, fossa navikularisin baslangiç ve bitis yerleri ve eksternal meatusdur. Genis bölgeleri prostatik üretra, bulböz üretra ve fossa navikularisdir.
PROSTATIK URETRA:üretranin en genis ve genisliyebilen kismi olup ortalama 3-3,5 cm uzunulgundadir.Etrafinda prostat glandi bulunur.Prostat glandinin apeksi hizasinda üretranin tabaninda verumontanum denilen bir çikinti vardir. Verumontanumun iki yanindan ejekulatuvar kanallar üretraya açilir, ve prostatik üretra burada açikligi simfizis pubise bakan bir açilanma yapar.Prostatik üretranin tabaninda degisik yerlerden prostatik kanallar açilir.
MEMBRANÖZ URETRA: Ortalama 2-2,5 uzunlugunda olan bu bölümün etrafinda çizgili kaslardan olusan eksternal sifinkter (istemli çalisan sifinkter) bulunur.Membranöz üretranin ön tarafindan penisin derin dorsal veni ve arka iki yan taraftan nervus erigentesler geçer.Bu bölümün her iki yaninda bulboüretral (Cowper) glandlar bulunur.
Eksternal sifinkter kaslarinin çikis yeri ürogenital diyafragma olup erkekte membranöz üretrayi ve disilerde üretranin orta kismini ? seklinde sararak tekrar urogenital diyafragmaya uzanir.Içerisinde çabuk kasilan,kasilma gücü fazla olan ve yavas kasilan , kasilma gücü az fakat uzun süre kasili kalabilecek nitelikteki çizgili kas lifleri bulunur.Bu sifinkter 1 cm. uzunlugunda olup erkekte 6 mm. disilerde 1-2 mm. kalinligindadir
PENIL URETRA:Ortalama 15 cm uzunlugunda olup penisin korpus spongiozumu içinde bulunur.Penisin bulbospongioz kasi ile sarili olan kismina bulböz üretra denir.Penisin serbest hareketli kismi içinde bulunan bölümüne pendüloz üretra denir.Fossa navikularis glans penis içinde bulunur.Erkek üretrasinin en dar yeri eksternal meatusdur.
Uretranin epiteli mesane epitelinin devamidir, eksternal meatusun iç kisminda stratifiye epitele dönüsür.Epitel tabakasinin disinda elastik ve konnektif doku içeren submukoza tabakasinin içinde çok sayida Littre glandlari bulunur ve bu tabaka damardan zengindir. Submukozanin disinda muskuler ve adventisya tabakalari vardir.
Internal pudental arterin dali olan bulboüretral arterden kanlanir.Venöz drenaji penisin derin dorsal veni araciligi ile internal pudental vene olur.lenfatik kanallari internal iliak (hipogastrik) ve komün iliak lenf nodlarina açilir.
Bayan üretrasi ortalama 4 cm uzunlugunda olup klitorisin hemen altinda vulvaya açilir. Vajenin ön tarafinda simfizis pubisin altinda bulunur.Bayanlarda üretranin mukoza epiteli baslangiçta transisyonel olup distal kisimda squamöz epitele dönüsür.Elastik ve konnektif dokulari içeren submukoza tabakasinin içinde sayilari distale dogru artan çok sayida muköz periüretral (Skene) glandlar bulunur.Bu glandlardan üretranin distal kisminda bulunanlarinin bazilari birleserek tek kanalla üretranin iki yanindan vulvaya saat 4 ve 8 hizalarinda açilir ki bunlara paraüretral (Bartholin) glandlari denir ve salgisi koit baslangicinda vulvanin kayganligini saglar.Bayanlarda eksternal sifinkter üretranin orta bölümünde bulunur.Bayanlarda üretral kontinansi saglayan sözü edilen kas yapilarindan baska vezikoüretral açinin da çok önemi vardir.Normalde 90°-110° olan bu açinin, çok sayida doguma bagli olarak genislemesi halinde stres inkontinans denilen idrar kaçirma olayi meydana gelir.
Bayan üretrasi vezikal, vaginal ve internal pudental arterlerden çikan dallarla kanlanir.Venöz drenaji internal pudental ven içine olur. üretranin distal kisiminin lenfatik kanallari inguinal ve subinguinal lenf nodlarina proksimal kisimlarinki internal iliak (hipogastrik) lenf nodlarina açilir.

Kaliks,pelvis renalis,üreter

KALIKS, RENAL PELVIS VE ÜRETER

Piramitler minor kalikslerin (8-12 adet) tepesinde yer isgal ederler.Minor kaliksler birleserek üst, orta ve alt major kalislere ve bunlar da renal pelvise açilirlar.
Renal pelvis tamamen intrarenal veya kismen intrarenal durumda olabilir,alt orta tarafta üreterle devam eder.Eger pelvis kismen ekstrarenal ise psoas kasinin lateral kenarinda ve quadratuslumborum kasinin önünde bulunur.Renal vaskuler sap renal pelvisin ön tarafindadir, yani önden arkaya dogru siralama ven, arter ve pelvis seklindedir.Sag renal pelvis biraz daha asagida olmakla beraber, ikisi de birinci veya ikinci lumbar vertebra hizasinda bulunur.
Üreterlerin uzunlugu kisinin boy uzunluguna göre degismekle beraber takriben 30 cm kadardir ve S biçiminde kivrimlidir.Üç bölgede darligi vardir;bunlar sirasiyla üreteropelvik kavsak, iliak damarlari çaprazladigi yer ve mesane duvari içerisindeki intramural bölgededir. Üreterler mesane duvari içine girmeden önce bayanlarda uterus arterini, erkekte duktus deferensi arkadan çaprazlar.
Kaliks, pelvis ve üreter duvarinin yapisi içten disa dogru transisyonel hücreli epitel,gevsek konnektif ve elastik dokudan ibaret lamina propria, belirgin tabakalasma göstermeyen longitudinal ve sipiral seyirli kas dokusu ve en dista fibröz konnektif dokudan ibaret adventisiya tabakasi bulunur.Üreterin 1/3 alt kisminda kas lifleri longitudinal bir seyir gösterir.Bu longitudinal kas lifleri üreter orifisleri düzeyinde sonlanmaz yüzeyel trigonun kas lifleriyle devam eder.Mesaneye henüz girmemis olan 3-4 cm lik üreter kismindan baslayip tüm intramural üreteri distan saran, fibromuskuler bir kilif olan Waldeyer kilifi bulunur.Bu Waldeyer kilifi üreteri sabit tututcu bir yapi olusturur ve longitudinal seyirli olan kas lifleri de derin trigonun kas lifleriyle devam eder.
Kaliks, pelvis ve üreterin üst kismi renal arterden beslenir.Üreterin orta kisimlari internal spermatik arter (veya ovarian arter)den beslenir. Üreterin alt bölümü ise kamün iliak ,internal iliak (hipogastrik) ve vezikal arterlerden beslenir. Tüm bu olusumlarin venleri arterlerine eslik eder ve ayni isimleri alirlar.
Kaliks, pelvis ve üreterin üst kisminin lenf kanallari lumbar lenf nodlarina ,üreterin orta kismininki internal iliak (hipogastrik) ve komün iliak lenf nodlarina ve üreterin alt kisimininki de vezikal ve hipogastrik lenf nodlarina drene olurlar

Böbrek anatomisi ve yapısı

Böbrek anatomisi ve yapısı

Böbrekler oblik pozisyonda (alt kutbu üst kutbuna göre kolumna vertebralisten uzakta) psoas kasinin dis yaninda bulunurlar. Karacigerin pozisyonundan dolayi sag böbrek sola nazaran biraz asagidadir. Böbregin uzun ekseni normalde ortalama 12-14 cm olup kisilerin beslenme durumuyla ilgili olarak çok farklilik gösterir. Sag böbreginki sola nazaran biraz kisadir. Iki yasin altindaki bir çocukta böbregin logitudinal uzunlugu, birinci lumbar vertebranin tepesinden dördüncü lumbar vertebranin tabanina olan mesafe kadardir. Bu durum eriskinlerde ikinci lumbar vertebra uzunlugunun 3-4.5 kati kadardir.Ortalama agirligi 140-170 gr. olan böbrek eriskinlerde vücut agirliginin ortalama % 0.4 ünü, yeni doganlarda ise ortalama % 1 ini teskil eder.
Içten disa dogru böbregi saran kiliflar;
1-Renal kapsül: Böbrek yüzeyine yapisik degildir ve nefrokapsuler kapillerler ve lenfatik kanallarla delinir.
2-Perirenal(perinefrik) yag tabakasi: Böbregin arka ve yan taraflarinda yogun olarak bulunur.
3-Gerota(perinefrik)fasyasi: Bu fasyanin arka yapragi daha kalin olup kolumna vertebralisin lateral kenarina yapisir. Ön yapragi ise ince olup peritonun altinda aortanin ve vena kavanin önünden geçerek karsi tarafin Gerota fasyasi ile devam eder. Sürrenal glandi için ayri bir bölme yapan Gerota fasyasi yukarda diyafragmadan baslar ve üreter boyunca degisen uzunlukta asagiya dogru uzanir.
4-Paranefritik yag tabakasi: Gerota fasyasinin disinda ve daha az belirgindir.
Böbrekler perirenal fasya içerisinde bulunan perirenal yag dokusuyla, renal vaskuler pedikülle, abdominal kas tonusuyla, ve abdominal organlarin genel kitlesiyle desdeklenirler. Normalde böbrekler solunum hareketleriye 4-5 cm kadar asagi yukari hareket edebilirler. Bu mobilitenin eksikliginde abnormal fiksasyon (örnegin perinefritis), asiriliginda ise mobil böbrekten söz edilir.
Her iki böbrek arka tarafta diyafragma krusu, M.quadratus lumborum ve M.psoas ile komsudur. Böbrekler ön yüzde periton araciligi ile intraperitoneal organlarla komsuluk yapar.Sol böbrek üstte sürrenal gland, üst dista dalak, üst içte mide, hilus bölgesinde pankreas kuyrugu ve altda ince ve kalin barsakla komsuluk yapar.Sag böbrek üstte sürrenal gland, üst içte karaciger, hilusda duodenum ve altda kalin barsakla komsuluk yapar. Böbregin bu komsuluklarindan ve otonom sinirlerini bu organlarla paylastigindan dolayi, üriner hastaliklarin septomlarina gastrointestinal sistemle ilgili semptomlar katilir.
Böbrek uzunluguna kesildiginde dista korteks,ortada medulla ve içte kaliksler ve pelvis görülür.Korteks homojen bir görünüme sahip olup iki Papilla arasindaki Bertin kolonlariyla medulla içine uzanir. Medulla, minor kalikslerin içine dogru uzanan çok sayida (8-12) piramidlerden ibarettir.
Böbregin en küçük fonksiyonel birimi olan nefron bir böbrekte 1000 000 - 1 200 000 kadar bulunur.Nefron hem sekretuvar hem de ekskretuvar fonksiyonu olan tübüllerden ibarettir.Nefronun sekretuvar kismi çogunlukla korteksde bulunur ve renal korpuskül ve renal tübülün sekretuvar kisimlarindan ibarettir.Renal korpüskül glomerül ve Bowman kapsülünden olusur.Bowman kapsülünün visseral yapragi içinde bulunan golmerül kapiller agini konnektif dokudan ibaret mesangium sarar ve bu da podosit hücrelerinin sitoplazmik uzantilari tarafindan sarilidir.Bowman kapsülünün pariyetal yapraginin uzantisi tubüleri olusturur.Renal tübülün sekretuvar kismi, proksimal kivrimli tubül,Henle kulpu ve distal kivrimli tubülden ibarettir.Nefronun ekskretuvar kismi medullada bulunur ve toplayici tubüllerden ibaret olup, bu tubüller minor kalikse papillanin tepesinden açilir.
Renal stroma gevsek bag dokusunu, kan damarlarini kapillerleri, sinirleri ve lenf kanallarini içerir.
Renal arter genellikle tek dal halinde aortadan çikar ve böbrek hilusuna pelvis ile renal ven arasindan geçerek girer.Renal pelvis ve üreter duplikasyonu varliginda, her segmentin arteri genellikle ayri bir dal olarak çikar. Birden fazla renal arterin aortadan çikmasi hali bazen görülebilir ve aberrant arter ismi verilen bu arterlerin, böbregin alt kutbuna dogrudan gideni üretere basi yaparak obstrüksiyon durumuna yol açabilir. Böbrek içine girmeden önce renal arter anterior ve posterior olmak üzere iki dala ayrilir.Posterior dali böbregin arka yüzünü ve orta kismini beslerken anterior dali böbregin geri kalan tüm kisimlarini besler.Böbregin dis kenarinda iki renal arter dallarinin dagilma alanlarinin birlesme yerinde damarsiz (kansiz) bir bölge vardir,ki buna Brödel hatti denilir.Renal arterler endarterlerdir yani dallari arasinda anastomoz yoktur.Renal arterin ön ve arka iki dallarindan her piramit için bir interlobar arter çikar ve iki piramit arasinda bulunan Bertin kolonlari içerisinde seyreder ve daha sonra piramidlerin tabanina paralel uzanan arkuat arter olarak devam eder.Arkuat arterlerin dallari olan interlobülar arterlerden çikan aferent arterioller glomeruler yumagi olusturur ve bu yumaktan çikan eferent arteioller stroma içinde ven sistemiyle devam eder.Renal venler arterlere eslik eder ve onlara benzer isimler alirlar ayrica renal venin herhangi biri, digerleri tikanacak olursa tüm böbregi drene edebilir,yani venöz sistem arasinda anastomozlar vardir.
Renal sinirler renal damarlara eslik ederek böbrek içine giren renal pleksusdan çikar.Renal pleksusa onbir ve onikinci spinal sinirlerin dorsal köklerinden, Celiac ganglionun sempatik liflerinden, splanik ve vagus sinirlerinden parasempatik lifler

Üroloji ders notları-literatür

ÜROLOJİ LİTARETÜR KELİMELER

Anorsizm(Anorchism), Anorsidi(Anorchidia): Testislerin yoklugu
Antegrad ejakülasyon (Antegrade ejaculation): Disariya ejakülasyon
Anüri (Anuria): 24saatlik idrarin 100ml'nin altinda olmasi
Artifisyel inseminasyon (Artificial insemination): Yapay dölleme
Asenden (Ascenden): Yukariya çikan
Aspermi (Aspermia): Semenin olmamasi
Azoospermi (Azoospermia): Semende(menide) hiç sperm bulunmamasi
Balanit (Balanitis): Glans penisin iltihabi
Balanopostit (Balanoposthitis): Sünnet derisi ve glans penisin iltihabi
Basket : Tas kapani - litolapaksi aleti
Bilateral: Iki tarafli
Buji (Bougie): Kanal seklinde bir organ ve olusumu (üretra, vajen vb gibi) genisletmek veya tikanikligi ortadan kaldirmak için kullanilan ince uzun silindir seklinde bir alet
Desenden (Descenden): Asagiya inen
Detrüsör (Detrusor): Mesane kasi
Dilatasyon (Dilatation): Tübüler yapiya sahip bir organin hacimce genisletme islemi
Diüretik (Diuretic): Idrar söktürücü
Diürez (Diuresis): Idrarin hacimce artmasi
Divertikül (Diverticulum): Organ lümenine açilan son ucu kapali kese seklinde olusum
Dizüri (Dysuria): yanmali veya agrili idrar etme
Ejakülasyon (Ejaculation): Fiskirtma, firlatma, bosalma
Ektomi (Ectomy): Herhangi bir organ veya bezin cerrahi yöntemle çikarilmasi
Ektopi (Ectopia): Bir organ veya olusumun normal yeri disinda bulunmasi
Empotans (Impotence): Cinsel yetersizlik
Endoskop (Endoscope): Endoskopi yapilan alet
Endoskopi (Endoscopy): Endoskop vasitasiyla içi bos organlarin içeriden gözlenmesi
Enkontinans (Incontinence): Idrar tutamama
Stres Enkontinans:Mesaneye ilave basinçla idrar kaçma hali
Sikisma Enkontinansi( urgent incontinence)zorunlu ve siddetli idrar yapma istegi sonrasi idrar kaçirma,tipik stabil olmayan mesane semptomudur.
Sürekli Enkontinans: üriner fistülü bulunanlarda görülür
Tasma enkontinansi: obstrüksiyona bagli Mesanenin ileri derecede dolmasi sonucu olusur
Enükleasyon (Enucleation): Bir organin içindeki herhangi bir patolojik olusumun içten soyulup çikarilmasi
Epididimektomi(Epididymectomy): Epididimin çikartilmasi
Epididimit (Epididymitis): Epididimin iltihabi
Epididimoorsit (Epididymoorchitis): Epididim ve testisin iltihabi
Filiform buji (Filiform bougie): Ipliksi buji
Follovir (Follower): Takipçi katater
Glob vezikale (Glob vesicale): Sidik tutulmasina bagli mesane siskinligi
Gonad: Cinsiyet bezi
Hemospermi (Hemospermia), Hematospermi (Hematospermia): Menide kan bulunmas
Infertilite (Infertility): Çocuk yapma yeteneginin az olmasi
Ipsilateral: Ayni taraf
Kateter (Catheter):Çesitli materyellerden yapilmis içi bos silindir biçimindeki cihazdir.
Kontrlateral: Karsi taraf
Kriptorsidizm (Cryptorchidism): Inmemis testis
Libido: Cinsel istek, yaratici enerji
Litiyazis (Lithiasis): Tas olusumu
ürolitiyazis (Urolithiasis):Idrar bosaltim kanallarinda tas olusumu
Nefrokalsinozis (Nephrocalcinosis): Böbrek parankiminde kalsifikasyon
Nefrolitiyazis (Nephrolitasis): Böbrek idrar toplayici kanallarinda tas olusumu
Litolapaksi (Litholapaxy): üriner sistem tasinin endoskopik yöntemlerle çikartilmasi
Litotomi (Lithotomy):1-Tasin içinde bulundugu organi keserek çikartilmasi.2- Sistoskopik girisimleri yapabilmek için verilen pozisyon; dizlerin bükülüp bacaklarin yana açildigi özel bir pozisyon, jinekolojik pozisyon
Malrotasyon (Malrotation): Normal disi dönme
Nefrit (Nephritis): Böbreklerin enflamasyonu
Analjezik nefriti (Analgesic nephritis):Uzun süre yüksek doz analjezik (özellikle fenasetin grubu) kullanilmasina bagli gelisen renal papiller nekrozla beraber olan interstisyel nefrittir
Interstisyel nefrit (Interstitial nephritis: Baslica böbregin interstisyel dokusunu içeren inflamasyon
Gebelik nefriti (Nephritis gravidarum): Hamilelikte gelisen nefrit tipi
Hemorajik nefrit (Hemorrhagic nephritis): Hematuriye eslik eden akut glomerülonefrit
Herediter nefrit (Hereditary nephritis): Sinirsel sagirlikla beraber olan özellikle erkeklerde görülen kronik renal yetmezlikle sonuçlanan ailevi renal hastaliktir
Lupus nefriti (Lupus nephritis): Hematüri ve siklikla hipertansiyonsuz ilerleyici renal hasarla karakterize sistemik lupus eritematosuslu hastalarda görülen yaygin glamerulonefrit durumudur.
Süpüratif nefrit (Suppurative nephritis): Böbrekte apse formasyonu ile beraber olan fokal nefrittir.
Transfüzyon nefriti (Transfusion nephritis): Uygun olmayan kan tranfüzyonundan renal tübüler hasar meydana gelir. Hemolize olmus eritrositlerden açiga çikan hemoglobin tübül duvarlarinda yapisi tam açiklanamiyan hasar olusturur ve tübüllerin içinde depolanir. Çözünmeyen hemoglobinin yaptigi tübüler blokaj siklikla görülen üremik tabloyu ortaya çikarir.
Tüberküloz nefriti (Tuberculous nephritis): Tüberküloz basiliyle olusan interstisyel nefrit
Nefroftizis (Nephrophtisis): Genellikle böbrek tüberkülozu sonucu organin tamamen harabyetiyle beraber olan süpüratif nefrit
Nefrokalsinozis (Nephrocalcinosis): Böbrek parankiminde oldukça dagilmis kalsifikasyon odaklariyla karakterize hastalik
Nefrogram (Nephrogram): Radyoopak maddenin intravenöz enjeksiyonundan sonra beliren böbrek parankiminin filmi
Nefrolitiyazis (Nephrolithiasis): Böbrek tasi
Nefrolitotomi (Nephrolithotomy): Böbrek tasini böbrek parankimine insizyon yaparak çikartmak
Nefropati (Nephropathy): Böbregin herhangi bir hastaligi
Nefropeksi (Nephropexy): Böbregin ameliyatla fiksasyonu
Nefroptozis (Nephroptosis): Böbregin asagiya dogru fazlaca yer degistirmesi,böbrek düsüklügü
Nefroraji (Nephrorrhagia): Böbrek içine veya böbrekten kanama
Nefrosklerozis (Nephrosclerosis): Interstisyel bag dokusunun hiperplazi ve büzüsmeye ugrayarak böbregin sertlesmesi
Nefrostomi (Nephrostomy): vücudun dis yüzeyi ile böregin pelvisi arasinda parankimden geçen bir kateterle baglanti kurulmasi
Nefrotomografi (Nephrotomography): Böbregin kesitler halinde radyolojik olarak görüntülenmesi
Nefroz (Nephrosis): 1-Nefropati
2-Renal tübüler epitelyum hasari
3-Nefrotik sendrom
Nozokomial (Nosocomial): Hastane ile iliskili
Noktüri (Nocturia): Gece uykudan uyanip idrar etme
Orsidorafi(Orchidorrhaphy),Orsiopeksi (Orchidopexy): Testisi skrotal loja tesbit etmek
Orsiektomi (Orchiectomy): Testisin çikartilmasi
Orsit (Orchitis): Testisin iltihabi
Panendoskop (Panendoscope): üretra ve mesane içerisini gösterebilen alet
Panendoskopi (Panendoscopy): Panendoskopla yapilan islem
Pedikül (Sap) (Pedicle): Sap veya sapa benzeyen kisim. Organ veya olusumun tutunma ya da destek almasini saglayan sap seklindeki olusum
Penis kordisi (Penile chordee): Penis egriligi
Peyroni (Peyronie) hastaligi (Enduratio penis plastica): Penis tunika albugineasinda sebebi bilinmeyen sert plagin olusmasi
Piyelektazi (Pyelectasia): Böbrek pelvisinin dilatasyonu
Piyelogram (Pyelogram): Renal pelvis ve üreterin röntgen filmi
Piyelolitotomi (Pyelolithotomy): Tasin renal pelvisten çikartilmasi
Piyeloplasti (Pyeloplasty): Böbrek pelvisine yapilan plastik ameliyat
Pnömatüri (Pneumaturia): Idrarla gaz çikmasi
Poliorsizm(Polyorchism),Poliorsidizm(Polyorchidism): Ikiden fazla testisin bulunmasi
Pollaküri: Günlük iseme sayisinin 5-6'nin üzerinde olmasi
Postit (postitis): Sünnet derisinin iltihabi
Postvoiding sistogram (Postvoiding cystogram): Iseme sonrasi sistogram
Prepisyum (Preputium): Sünnet derisi
Priapizm (Priapism): Dört saatten uzun süren agrili ereksiyon
Prostatalji(Prostatalgia),Prostatodini(Prostatodynia): Prostat bezinde agri
Prostatizm (Prostatism): Prostat bezinin kronik hastaligi veya hiperplazisinden olusan semptomlari ve genel durumlari ifade eder
Prostatotomi (Prostatotomy): Hiperplaziye ugrayan prostata yapilan derin insizyon
Radikal: Kökten
Renografi (Renography): Böbregin radyografisi veya radyoizotop grafisi
Renogram: Renotropik karakteristigi olan radyodiagnostik ajanlarin alinmasindan sonra eksternal radyasyon detektörleriyle böbregin ekskresyon fonksiyonunun göstergesi
Retrograd piyelografi (Retrograde pyelography): Asagidan radyoopak madde verilerek çekilen film
Retzius: Simfizis pubis ile mesane arasindaki bölge
Rezeksiyon (Resection): Dokularin kesilerek çikartilmasi
Rezektoskop (Reectoscope): Rezeksiyon yapilan alet
Rezidüel idrar (Residual urine): Artik idrar; isedikten sonra mesanede kalan idrar
Sakkül (Saccula): Küçük divertikül, küçük kese
Sellül (Cellula): Küçük bosluk
Sinorsizm (Synorchism): Iki testisin birlesmesi
Anorsizm (Anorchism): Testislerin yoklugu
Kriptorsidizm (Cryptorchidism), Kriptorsizm (Cryptorchism): Inmemis testis
Orsialji (Orchialgia), Orsidodini (Orchidodynia): Testiste hissedilen agri
Orsidorafi (Orchidorrhaphy), Orsidopeksi (Orchidopexy): Testisi skrotal loja tesbit etmek
Orsiektomi (Orchiectomy): Testisin çikartilmasi
Orsit (Orchitis): Testisin iltihabi
Poliorsizm (Polyorchism), Poliorsidizm (Polyorchidism): Ikiden fazla testisin bulunmasi
Sirkümsizyon (Circumcision): Sünnet
Sistogram (Cystogram): Mesane filmi
Sistolitiyazis (Cystolithiasis): Mesane tasi
Sistolitotomi (Cystolithotomy): Mesanenin açilarak tasinin çikartilmasi
Sistometre (Cystometer): Mesane dolumu sirasinda mesane içi basinç degisikliklerini ölçen alet
Sistometrogram (Cystometrogram): Mesane içi basinç degisikliginin grafigi
Sistometrografi (Cystometrography): Mesane içi basinç ölçülmesi
Sistoplasti (Cystoplasty): Mesanenin plastik ameliyati
Sistoraji (Cystorrhagia): Mesane kanamasi
Sistosel (Cystocele): Mesane sarkmasi
Sistoskopi: Endoskopik yöntemlerle mesanenin içeriden gözlenmesi
Sistospazm (Cystospasm): Mesane spazmi
Sistostomi (Cystostomy):Mesane içinin bir kateter vasitasiyla disari açilmasi
Sistotomi (Cystotomy): Mesanenin kesilmesi
Sistoüretrogram (Cystourethrogram): Mesane ve üretranin fimi
Sonda (Sound): Metalden yapilmis silindir biçiminde içi dolu ve genellikle ucu kivrik olan, üretra veya vücudun diger kanallarindaki darligi dilatasyon yahut mesane veya vücudun diger bosluklarini degerlendirmek amaciyla kullanilan alet
Sperm: Spermatozoon
Sperm aglütinasyonu (Spermagglutination): Spermatozoanin yapisip kümelesmesi
Spermatid:Spermatozoonun gelisme safhasindaki bir hücre olup sekonder spermatositin kromozom sayisinin yariya bölünmesiyle olusur ve kendisi de metamorfozla spermatozoona dönüsür.
Spermatogenez (Spermatogenesis): Spermatozoonun olusma ve gelisme islemi
Spermatogonyum (Spermatogonium): Ilkel sperm ana hücresi
Spermatosit (Spermatocyte): Primitif germ hücresi olan spermatogoniumdan meydana gelen hücre olup iki tipi vardir;
Birincil spermatosit (Primary spermatocyte): Spermatogoniumun proliferasyonu sonucu ilk olusan hücredir.
Ikincil spermatosit (Secondary Spermatocyte): Primer spermatositin ilk mayotik bölünmesi sonucu meydana gelen hücre olup ikinci mayotik bölüme sonucu herbir ikincil spermatositten iki spermatid meydana gelir.
Spermatoksin (Spermatoxin): Spermatozoaya özgül sitotoksik antikor
Spermatore (Spermatorrhea): Orgazm olmaksizin semenin irade disi bosalmasi
Spermatosel (Spermatocele): Spermatozoa içeren epididim kisti
Spermatozoa:Spermatozoonun çogulu
Spermatüri(Spermaturia), Semenüri(Semenuria): Idrarda sperm görülmesi
Spermia: Spermin çogulu
Spermisid (Spermatocidal): Spermatozoayi tahrip eden
Spermiyogenez (Spermiogenesis): Spermatidlerin biçim ve büyüklük bakimindan degisime ugramasi sonucu spermin olusmasi
Spermiyogram (Spermiogram): Meni tetkiki
Stent: Lümenli bir olusumun açikligini devam ettiren iç destekleyici kalip
Sterilite (Sterilitiy): Kisirlik; çocuk yapma yeteneginin bulunmayisi
Stranguri(Strangury) Tekrarlayan siddetli idrar yapma arzusuyla ve agriyla damla damla çok az idrar yapma
Silüri (Chiluria): Idrara lenf sivisinin karismasi
Tomi (Tomy): Insizyon, cerrahi kesi
Torsiyon (Torsion): Burulma
Transilüminasyon (Transillumination): Dokular veya vücut boslugundan isik geçirilerek yapilan muayene yöntemi
TUR (Transüretral rezeksiyon) (Transurethral resection): üretral yoldan yapilan endoskopik rezeksiyon
Unilateral: Tek tarafli
üreterolitiyazis (Ureterolithiasis): üreterde tasin bulunmasi
üreterolitotomi: (Ureterolithotomy): üreter tasinin çikartilmasi
çiiÖÖçsiÜüüreteroliz (Ureterolysis):
1-üreterin çevre dokulardan serbestlestirilmesi
2-üreterin rüptürü
üreteroneopyelostomi (Ureteroneopyelostomy): Böbrek pelvisi ve üreter arasinda yapay açilmanin yapilmasi
üreteroneosistostomi (Ureteroneocystostomy),üreterin mesaneye yeniden agizlastirlmasi
üreteropyeloplasti (Ureteropyeloplasty): Böbrek pelvisi ve üreterin plastik ameliyati
üreteroraji (Ureterorrhagia): üreterden kanama
üreterosistoplasti (Ureterocystoplasty): üreter ve mesanenin plastik ameliyati
üreterosistostomi (Ureterocystostomy): üreterin mesaneye yeniden agizlastirilmasi
üreterostomi (Ureterostomy): üreterin vücut disina bir kateter araciligiyla açilmasi
üreteroüreterostomi (Ureteroureterostomy): Ayni üreterin iki parçasi arasinda veya ayri iki üreter arasinda (transüretroüreterostomi)anastomoz yapilmasi
üretralji (Urethralgia), üretrodini (Urethrodynia): üretral agri
üretroraji (Urethrorrhagia): üretral kanama
üretrore Urethrorrhea: üretral akinti
üretrosel (Urethrocele): üretranin vajene keselesmesi
üretrostomi (Urethrostomy): Perineden veya penoskrotalden üretranin disa açilmasi
üretrotomi (Urethrotomy): üretral darligin ameliyatla açilmasi
ürgensi (Urgency): Sikisma ani ve siddetli idrar yapma hissi,
ürinasyon (Urination), Miktürasyon (Micturition), Miksiyon: Iseme
ürinom (Urinoma): Idrar içeren kist
ürografi (Urography): Idrar yollarinin herhangi bir kisminin (böbrekler, üreterler ve mesane) röntgen filmi çekimi
ürolitiyazis (Urolithiasis): Idrar yollarinin herhangi bir yerinde tas olusumu
üropati (Uropathy): üriner sistemi ilgilendiren herhangi bir patolojik durum
ürosepsis (Urosepsis): üriner sistem kaynakli sepsis
Vazektomi (Vasectomy): Duktus deferenslerin kesilerek uçlarinin baglanmasi
Vazovezikülografi (Vasovesiculography): Duktus deferens ve veziküla seminalisin filmi